top of page

Bir değişim Hikayesi

Her birimiz kalbimizde yeni ve eşsiz bir kapının açılmasını sağlamış bir patili bireyle, hayatımızın bir noktasında tanışmışızdır. Bir yavru kedinin karnını okşamaktan ya da bir yavru pandanın hapşırmasını izlemekten aldığımız keyfin kaynağı kalbimizde açılmış o kapıdır. Bu nedenle insanların hemen hemen %75'inin kendisini "hayvansever" olarak tanımlıyor olması da şaşırtıcı gelmeyecektir.

Yılda 47 kedi ve 47 köpeğin işkence çekerek yaşayıp işkence çekerek ölmesini, sadece yaşam tarzınızda küçük bir değişiklik yaparak engelleyebileceğinizi bilseniz ne yapardınız?

Aslında, NPR'da yayınlanan Barbara J. King'in raporuna göre 1 kişinin vegan olması, fabrika çiftliği sisteminden yılda ortalama 95 hayvanı kurtarıyor.


İsteyeceğimiz son şey onlardan birinin acı çektiğini görmek, biliyoruz. Ancak ne yazık kapalı kapılar ardında aynı sinir sistemine ve aynı şefkatli yaşam bilincine sahip; -sadece kedinin köpekten farklı karakterde olması gibi, farklı kişisel özelliklerdeki- tavukları, inekleri, hindileri, keçileri ve koyunları akla gelebilecek en kötü istismar biçimlerine maruz bırakan dev bir et sektörü var.

Harekete geçmenin en iyi yolu hayvanları tabağınızdan kaldırıp şefkatli, bitki bazlı alternatiflere geçmek. Peki göründüğü kadar zor mu?

Vegan olmak niye bu kadar keskin, zor ve imkansız görünüyor?

1. Kendinizi Suçlamamanız Gereken Yerler Var

Kişisel Öykü:

"Evsiz hayvanları beslemeye 5-6 yaşlarındayken babama eşlik ederek başladım. 7 yaşına geldiğimde ilk köpeğimizi, 11 yaşımdayken ilk kedimizi sahiplendik. 15 yaşımdayken evimizde 1 köpek 8 kedi vardı. 18 yaşındayken, üniversite okuduğum şehirde kendi evime çıktım ve bireysel ilk kedim ile yaşamaya başladım. Şuan yanımda bu yazıyı yazmamı izleyen köpeğimi 21 yaşımdayken sahiplendim.

Bu süre zarfında hatırlayamayacağım kadar çok evsiz köpeğin ve kedinin tedavisi, beslenmesi ve barınması için gönüllü oldum.

Yaşıtlarıma kıyasla, hayvanlarla bu kadar fazla iç içe olduğum yaşamımın ilk 22 yılı boyunca vegan ya da vejetaryen olmayı aklımdan bile geçirmedim.

Kendimi bu noktada suçlu hissetseydim aynı oranda savunmaya çalışırdım. "Protein almak için buna ihtiyacım var," diyebilirdim. "Onlar bizim onları yememiz için yaratıldı," diyebilirdim. Belki sadece "Beceremiyorum," der geçerdim ya da abartıp, "Onların canı yanmıyor ki," diyebilirdim. Her birinin aksini hem bilimsel hem dini yönden ispatladıklarında ise biraz had aşabilen bir karaktere bürünüp, "Çünkü onları tabakta seviyorum," diyebilirdim.

Aslında sadece, o güne kadar öyle düşünmemiştim.

Bu nedenle kendimi suçlayamam. Her birimizin kendi yaşamında içinden geçtiğimiz evreler var. Her birimiz farklı deneyimler sonucu farklı kazanımları karakterimize ekleyerek gelişiyoruz. Her birimiz ayrı bir konuda bir diğerine destek olduğunda önce toplum, sonra insanlık olarak gelişiyoruz. Yaşamımdaki evreler beni o noktaya 22 yılda getirdiği için 35 yılda getirenden iyi ya da 15 yılda getirenden kötü değilim. Çünkü gördüm ve değiştim. O zaman iyiyim ve iyilik de tek hedefim. Hedefimde ilerledim."


2. Acele Etmenize Gerek Yok: Kriter Sizsiniz

Kişisel Öykü:

"Yaptığım en büyük hata hemen vejetaryen olmaya çalışmaktı. Öğrenciydim, köpeğim ve kedimle yaşıyordum ama hemen vejetaryen beslenebileceğime inanıyordum. Hamburgerden, tantuniden, sucuktan hemen vazgeçmeliydim. Üstelik 2011 yılında verilmiş bu ani karar sırasında vegan ürünler yaygın da değildi. Yani bilinç altıma işlenen anıların hatırına şöyle güzel bir vegan sucuğun var olabileceğine dahi ihtimal vermezdim.

Sonuç: Yapamadım.


1 yılı tamamlayamadan kendiimi ağlayarak tantuni sipariş ederken buldum. Stresli ve bilgiden yoksun kişisel gelişim mücadelem başarısızlıkla sonuçlanmıştı.


Hani bir kitap okuyup hayatları değişmişti? Hani o belgeleri görmüşlerdi ve çizgiyi çekmişlerdi? Hani o videoları izledikten sonra ağızlarına et koyamamışlardı? Ben niye böyle olamamıştım?


Çünkü benim bir şeylerden vazgeçmek için de bir şeylere başlamak için de hep zamana içselleştirmeye ihtiyacım oldu. Bu benim zayıf noktam değil. Bu "ben"im. Diğer tüm özelliklerimle "ben"im ve bu yönüme hitap ederek ilerlemeliydim. Sırf büyük bir sevgi ve şefkatle onlara empati duymanın tüm karakter silsilemi baştan sona değiştireceğini düşünmüş olmam bile büyük cesaretti.

Kriter onlar olmamalıydı. Kriter "ben" olmalıydım.

  • Ben şimdiye kadar nelerden vazgeçtim?

  • Nasıl vazgeçtim?

Bu soruların cevaplarını bulup kendi geçmiş referanslarımla, kendime göre, kendi yolumda ilerlemeliydim."


3. Avantajlarınızı Unutmayın

  1. Türkiye'de doğmuş büyümüş insanların en önemli avantajı zengin mutfak kültürü. Veganlık süreçlerinde kişileri en çok baskılayan, oturmuş damak zevkleridir. Bizlerin damak zevkine hitap eden onlarca sebze yemeği ve zeytinyağlı yemek olması bu konuda en büyük yardımcınız olacak.

  2. Bize anlatılan, uzmanlık gereken konuları dahi araştırabileceğimiz bir çağda yaşamanın avantajını küçümsemek haksızlık olur. Protein aslında nedir? Tüm esansiyel aminoasitler kolay ve sürdürülebilir bir menüyle nasıl hayatımıza dahil edilebilir? Vegan beslenmek gerçekten sağlıksız mı? Küçük bir makale araştırmasıyla yapılan tüm çalışmalara ulaşabilir, yapılan araştırmaları ilk elden okuyabilirsiniz.

  3. Sadece hayvanlara olan şefkatinizi değil, kendinize olan şefkatinizi de kullanın. Meyveler, sebzeler, kuruyemişler ve baklagiller gibi bitki bazlı gıdalar, vücudumuzun gelişmesi için ihtiyaç duyduğu vitamin ve minerallerle doludur. Ayrıca kolesterol içermezler, bu nedenle birçok doktor yüksek kolesterolle bağlantılı kalp krizi ve felç riskini azaltmak için hamburger ve bifteği kesmeyi öneriyor. Araştırmalar, bitki temelli beslenmenin, kronik ağrının temel nedenlerinden biri olan iltihabı azaltabildiğini ve hatta tersine çevirebildiğini gösteriyor.

Kişisel Öykü:

"Aradan tam 5 yıl geçmişti. 5 yıl boyunca beraber et yediğim herkes, gerekirse defalarca, vegan olmaya çalışıp olamama anıma maruz kaldı ve 'ama bir gün olacağım,' derken ağzıma etleri tıkıştırmamı izledi. Yerimde sayıyor ve hayatın koşturması içinde yemeden yemeye hatırlıyor gibi görünüyordum. Ben bile öyle görüyordum. Ama son noktaya gelip geriye bakınca önce tüm halde önüme gelen balıkları yiyememeye başladığımı, sonra vücut bütünlüğü başı hariç bozulmamış olan tavuğu görürsem birkaç gün kokusuna bile tahammül edemediğimi, daha sonra tek tek uzuvlarını da belirgin oldukları sürece yiyemediğimi ve en sonunda küçük küçük parçalar halinde değilse hiçbir hayvanı yiyemediğimi hatırlıyorum.

Bir gün, "Dünyada paneli balık, paneli tavuk, tantuni, portakallı somon, sucuk, peynir ve süt olmasaydı bu noktada hemen şimdi rahatlıkla vegan olabilirdim," desem de bir gün vegan, hiç olmazsa pesketaryen ya da mümkünse vejetaryen olduğumda proteinleri nasıl alabileceğime dair araşırmalar da yapıyordum.

28 yaşıma geldiğimde, balayıma gitmeden hemen önce balayı dönüşünde vejetaryen olmaya kararlıydım. Ama balayımdayken açık büfede ne varsa kendimi kısıtlamadan yiyerek bu iç çatışmama son darbeyi vuracaktım.

Ama balayımdayken de yiyemedim. Tabağıma aldım, baktım, köşesinden bir parça kestim ama gözümün önüne gelen acıları silemedim. Tahminimden 10 gün kadar önce de olsa, işte olmuştu. Kendimi tutmuyordum. Sadece, istemiyordum.



Ancak balık için aynı şey geçerli olmamıştı. Kendimi tutmam gerekiyordu. Ama kendini tutmak oruçtur, kendini tutmak etik duruş değildir. Etik duruşunuz kendinizi tutmanıza dayanıyorsa içselleşmemiştir. O zaman bekleyecektim. Farkındaydım ve hayatıma bedenimi dinleyerek ve farkında olmaktan vazgeçmeyerek, kendimi savunmayarak ama aynı zamanda suçlamayarak devam edecektim.

Bir gün, bu sefer sadece 1 yıl kadar sonra, heyecanla beklediğim bir balık tabağımda öylece yatarken yiyemediğimi fark ettim. Gözümün önüne gelen acıları silemedim ve onu da yiyemedim.

Bugün vejetaryenim. Henüz vegan değilim. Farkındayım, kendimi savunmuyorum, kendimi suçlamıyorum.

Hepimizin hayatında -sadece eğitim ya da kariyere dair değil- karaktere dair de ulaşmak istediği hedefler olduğuna inanıyorum. Bulunduğum noktada vicdani olan hedefime çok yakın olduğumu biliyor ve yeni değişimime hazır olmayı bekliyorum."


4. En Başında Neden Bu Kararı Verdiğinizi Unutmayın

En başından bu adımın atılmasının en yaygın nedeni etiktir. Hayvan haklarına, yaşam hakkına duyulan saygının bireysel yaşam içinde kabulünün yansımasıdır. Ancak siz çevre bilinci ya da bireysel olarak sadece sağlıklı yaşamak için de vejetaryenlik sürecine girmiş olabilirsiniz. Artık bunu bir vahşet olarak görüyor ve birkaç nesil sonra insanların nasıl olup da hayvanları yediğimize anlam veremeyeceğini biliyorsunuz. Buraya kadar elbette normal.

Ancak köpeklerin yenmesine anlam veremeyen, bunu dehşetle karşılayan insanların nasıl olup da diğer türlerin yemesini normal karşılayıp bir de yediklerini anlayamadığınız noktaya geldiğinizde geçmişinize dönün. Sizin de bunu içselleştirdiğiniz bir an yaşandı. Sizin yaşamınız, sizin geçmişiniz, sizin deneyimlerinizin getirdiği bir an. Bunu henüz yaşamamış kişilere değil saldırganca yaklaşmak, onları anlayamadığınızı ifade etmek ya da anlamayacaklarını düşündüğünüz küçük imalar barındıran, "Kimseyi zorlayamam tabi ama,"larla başlayan cümleler kurmak ya da izlemeye henüz hazır hissetmedikleri videolar izletmek; onların vejetaryen ya da vegan olmasını ve tahminen 95 hayvanı zulümden kurtamasını sağlamayacak. Aksine, güçlü bir vicdana ve -bu konuyu konuştuğunuza göre- derin bir hayvan sevgisi ve şefkate sahip bu insanlar, sırf suçlamalarınıza cevap verebilmek için, doğal ve anlaşılabilir bir şekilde, geçerli ve değiştirilmesi zor sebepler bulacaklar. Siz de bulurdunuz. Onların geçtiği yoldan, onların edindiği deneyimlerle geçseydiniz elbette siz de bulurdunuz. Kendinizden farklı bir türle dahi empati kurabildiğinizi unutmayın. Başlangıç noktanızı ve kendinizi unutmayın.


Doğa ile uyumun getirdiği sağlıkla huzurla ve güvenle...

Komentar


bottom of page