top of page

Yasal Dehşet ve Mekanikleşen Şiddet

Yazarın fotoğrafı: pitho blog
pitho blog
10 dakika önce
2 dakikada okunur

Toplumlar, medeniyet seviyelerini, diktileri gösterişli binalarla ya da belirttikleri rakamlarla değil; kendi savunmasızlarına ve kendilerine muhtaç olan canlılara muamele biçimleriyle tescil ederler.


Bugün Türkiye’de yürütülen ve "sokak hayvanı popülasyonunu düzenleme" adı altında meşrulaştırılmaya çalışılan süreç, ne bir kamu sağlığı politikasıdır ne de bir şehir planlaması.

Bu eylem; yöntemi, sistemselliği ve kamu gücüyle yürütülme biçimi itibarıyla açık bir mekanik kıyım ve yaşam hakkı gaspıdır.


Yaşamın Nesneleştirilmesi ve Bürokrasi Kılıfı

Bir canlıyı yok etmenin en kolay yolu, önce onu "canlı" veya "birey" olmaktan çıkarıp bir "sorun maddesine" dönüştürmektir. Bugün yürütülen söylem tam olarak bunu yapmaktadır. Sokaklarda yıllardır insanla yan yana yaşayan, mahalle kültürünün, kampüslerin, sokakların doğal birer parçası olan hayvanlar; istatistiksel birer sayı, birer "tehdit öğesi" veya "temizlenmesi gereken nesneler" olarak etiketlenmektedir.


Bu etiketleme tamamlandığında, dehşet son derece soğukkanlı bir bürokrasiye dönüşür. Gece yarısı operasyonları, polis ve zabıta barikatları, biber gazı eşliğinde toplanan yaşlı, hasta veya bakıma muhtaç hayvanlar... Tüm bu süreç, devlet mekanizmasının en soğuk ve en mekanik yüzüdür. Son yıllarda tüm şehirlerde, son olarak Ege Üniversitesi'nde olduğu gibi, yıllardır yaşam mücadelesi veren, hekimlerce tedavi edilen, öğrencilerce ya da mahallece bakılan köpeklerin, öylesine bir talimatla "meçhule" sürüklenmesi, şiddetin nasıl kurumsallığa bürünebildiğinin en somut ve dehşet verici örneğidir.


Sokak Hayvanları Katliam Yasası

Siyasi Araçsallaştırma ve Kutuplaştırma

Bu kıyımın en ürkütücü boyutlarından biri de toplumsal dinamiklerin manipüle edilmesidir. Sokak hayvanları meselesi, toplumsal hassasiyetleri yıpratmak, gündemi suni başlıklarla meşgul etmek ve toplumun merhamet duygusunu bir ceza aracına dönüştürmek üzere bir araç haline getirilmiştir


Vicdanı, merhameti ve yaşam hakkını savunan kitlenin "hayat tarzı" veya "siyasi kimlik" üzerinden hedef gösterilmesi, meselenin insani boyutunu gölgelemekte ve yapılan vahşete hayali bir meşruiyet alanı açmaktadır.

Oysa bir canlının yaşam hakkını savunmak seküler, dindar, muhalif ya da iktidar yanlısı olmakla ilgili değil; tamamen insan olmanın temel asgari koşulu ile ilgilidir.

Ahlaki Çöküş ve "Güvenlik" İllüzyonu

Devletlerin veya yerel yönetimlerin temel varlık sebebi "yaşatmak" ve "düzeni korumak" üzerine kuruludur. Ancak yaşatmayı bir kenara bırakıp yok etmeyi tek çözüm olarak sunmak, bir idari acziyetin ve ahlaki çöküşün itirafıdır.


Yıllardır uygulanmayan kısırlaştırma ve aşılama politikalarının, denetlenmeyen üretim ve satış kanallarının faturasını; hiçbir suçu olmayan, tek suçu var olmak olan canlılara kesmek kabul edilemez. Bir ülkenin sokaklarını canlılardan "arındırma" çabası, güvenlik değil; aksine doğaya ve yaşama karşı açılmış ilkel bir savaştır.


Söndürülen Işıkların Gölgesinde Kalan Toplum

Sokaktaki bir köpeğin ya da kedinin gözlerindeki yaşam ışığını söndürmek, sadece o canlıyı yok etmekle kalmaz; o eyleme göz yuman ya da emri veren toplumun da vicdani dokusunu çürütür.


Bugün barınak adı altındaki toplama kamplarına veya meçhule gönderilen her köpek ve kedi, geride bırakılan toplumun ahlaki çöküşünün birer nişanesidir.


Sistemler değişir, iktidarlar geçer, yasalar yeniden yazılır; fakat bir canlının çığlığına karşı sergilenen bu soğukkanlı vahşet, tarihin ve vicdanların hafızasından asla silinmez.

Zira yaşatmak bir lütuf değil, yaşamın kendisine olan borcumuzdur.


Doğa ile uyumun getirdiği sağlıkla, huzurla ve güvenle...

Daima ilk, daima öncü, daima gerçek.

Yorumlar


bottom of page