top of page

Boş arama ile 79 sonuç bulundu

  • Beyin Sisi Sendromu

    Beyin Sisi Nedir? Genellikle bulutlu bir duygu, “orada değilmiş gibi hissetmek”, “rüyadaymış hissi” olarak tanımlanan beyin sisi, oldukça sinir bozucu olabilir. Ancak iyileşme mümkündür. Belirtilerinizi görmezden gelmemek ise önemlidir. Çünkü beyin sisi tedavi edilmezse yaşam kalitenizi etkiler ve parkinson, hafıza kaybı, alzheimer, obezite, anormal adet görme ve şeker hastalığı gibi başka sorunlara ya da önemli hastalıklara yol açabilir. Beyin Sisi Nedenleri Beyin Sisi Sebepleri Nelerdir? Beyin sisi; dalgınlık, kafa karışıklığı, unutkanlık, odaklanma ve zihinsel netlik eksikliği ile karakterizedir. Bunun nedeni aşırı çalışma, mobbinge maruz kalma, uykusuzluk, stres, sağlıklı beslenme eksikliği, bilgisayarda çok fazla zaman geçirme olabilir. Beyin sisinin sebebi, hücresel düzeyde iltihaplanma ve ruh halinizi, enerjinizi ve odaklanmanızı belirleyen hormonlardaki değişikliklerdir. Tipik olarak hormonal dengesizliklere neden olan ve stresle şiddetlenen bir yaşam tarzına dayansa da beyin sisi birden çok faktöre bağlı olabilir. Elektromanyetik radyasyon: Bilgisayar, cep telefonu ve tabletlerin uzun süre kullanımından kaynaklanabilir. Stres: Gelecek kaygısı, mobbinge maruz kalma gibi faktörler beyne giden kan akışını azaltır ve hafızanın zayıflamasına neden olur Düzensiz Uyku Beslenme Eksiklikleri: Amino asitler, vitaminler, mineraller ve antioksidanlar yönünden zayıf bir beslenme tarzından kaynaklanabilir ve bu noktada düzensiz uykuya da bağlanıyor olabilir. Örneğin Pitho Spirulina gibi l-triptofan yönünden zengin gıdalar, vücudun melatonin salgılamasını sağlayarak uyku düzenini de desteklemektedir. Toksinler: Havada, suda ve besinlerde bulunan kimyasal maddeler ve ilaçlardan kaynaklanabilir. Beyin Sisi Nasıl Geçer? Beyin sisi tedavisi, beyin sisinin nedenine bağlıdır. Ancak genel olarak yaşam tarzı değişiklileri gereklidir. Beyin Sisi Tedavisi 1. Bilgisayar ve cep telefonunda daha az zaman harcayın - Kendinize, ara vermeyi ve o ana odaklanmayı hatırlatın. 2. Stres faktörünüzü ortadan kaldıramıyorsanız bakış açınızı değiştirmeye ya da l-triptofan yönünden zengin gıdalarla beslenerek serotonin ve melatonin hormonu salgılamanızı desteklemeye çalışın. 3. Diyetinizi değiştirin. Vitamin, mineral, antioksidan ve aminoasitler yönünden zengin gıdalarla beslenin. 4. Satın aldığınız gıdaların güvenilir olmasına dikkat edin. Yetişme koşullarına olabildiğince hakim olabildiğiniz toksinlerden arınmış gıdaları tercih edin. 5. Gerçekten ihtiyacınız olmaksızın , doktorunuz tarafından belirtilmeden ilaç kullanmaktan kaçının. Örneğin kas ağrılarınız için kas gevşetici kullanmaktan önceki seçeneğiniz egzersiz yapmak, stres durumunda anti-depresanlardan önceki seçeneğiniz triptofan içeren sağlıklı gıdalarla beslenirken bakış açınızı değiştirmek olsun. 6. Yeterince uyuyun - Günde 7-8 saat, saat 22:00'de veya en geç gece yarısında yatın. Bu noktada da uyku düzeninizi sağlayan melatonin hormonu salgılayabilmek için triptofan yönünden zengin gıdalarla beslendiğinize emin olun. 7. Düzenli olarak egzersiz yapın – Zamanınızın olmadığını düşünüyorsanız, zamanınızı alan diğer aktivitelerinizi gözden geçirip, kendiniz için günde sadece yarım saatlik egzersize zaman açın. Örneğin telefonda geçirdiğiniz yarım saatin 15 dakikasını ve televizyon izlerken geçirdiğiniz 1 saatin 15 dakikasını alıp egzersiz zamanınıza ekleyebilirsiniz. Böylece aynı anda hem elektromanyetik radyasyona daha az maruz kalıp hem de vücudunuz ve zihniniz için gereken egzersizi kendinize hediye edebilirsiniz. 8. Öğleden sonra alkol, sigara ve kahve içmekten kaçının – Uyku düzeninizi sağlamak isterken ihtiyacınız olan son tüketim tercihi bunlar olacaktır. Öğleden sonra boyunca tamamen tüketmemek sizin için daha fazla strese neden olacaksa en azından azaltmaya odaklanın. 9. Eğlenceli aktiviteler bulunun – Farkındalığınızı azalmaksızın eğlenmenizi sağlayan aktiveyi keşfedin. Kimisi için kitap okumak, kimisi için puzzle yapmak, kimisi içi bir müzik aleti çalmak, kimisi için örgü örmek ya da oyun oynamak olabilir. Ama gününüzü programlarken “gerekli” olanlar arasında eğlenceli aktivitelerin de bulunmasına özen gösterin. Beyin Sisi Belirtileri Nelerdir? Beyin Sisi Belirtileri Prof. Dr. Derya Uludüz “Beyin sisi için kendinize 10 maddelik bir değerlendirme yapın, en az 4 tanesi sizde varsa siz beyin sisine yakalanmışsınız demektir.” diyor ve ekliyor, “Burada en önemli ipucu tablonun ani ortaya çıkmasıdır. Yani 1 ay önce bu yakınmalar yokken yakın zamanda birden başlamış olması önemli.” Ve maddeleri şöyle sıralıyor: Birdenbire unutkan olmaya başladım, çok dikkatim dağılıyor, işe başlıyorum ama bitirmekte zorlanıyorum. Kafam o kadar dağınık ki, düşüncelerimi bir türlü açığa çıkaramıyorum. Karar vermede çok zorlanıyorum Evde eşyaları kaybetmeye başladım, bir şeyleri bir yerlere koyuyorum ama bulamıyorum Her şey rüya gibi geliyor Çoklu görevleri yapmakta zorlanıyorum Uyku sorunlarım başladı, uykuya dalamıyorum gece sık uyanıyorum Güne mutsuz başlıyorum, sabahları yorgun isteksiz kalkıyorum Gün içinde öfke nöbetlerim var, moralim sürekli dalgalı Çok yorgun ve halsiz hissediyorum Bu yakınmalardan en az 4 tanesi sizde varsa beyin sisiniz var demektir. Beyin Sisine İyi Gelen Gıdalar Neler? Sağlıklı Yağlar: Beyin fonksiyonlarını, motor becerileri ve görüşü geliştirebilir. Pitho Spirulina’da doğada sadece anne sütünde ve üstün hasat kalitesindeki Pitho Spirulina’da bulunan tüm esansiyel aminoasitler, omega 3-6-9 yağ asitleri ve GLA (Gama Linolenik Asit) dengeli bir şekilde yer alır. Antioksidanlar: Maruz kalmak zorunda olduğumuz toksinlerden arınmak ve bağışıklık tepkimizi güçlendirmek için antioksidanlar gereklidir. Pitho Spirulina güçlü bir antioksidan kaynağı olan c-phycocyanin içerir. İçerdiği ½14 c-phycocyanin üzerine yapılan araştırmalarla antioksidan ve antiinflamatuar etkileri kanıtlanmıştır. Bunun yanı sıra Pitho Spirulina doğadaki en zengin beta-karoten (provitamin a) kaynağıdır. En yüksek oranda klorofile sahip yeşil sebzelerden 22 kat fazla klorofil içerir. B Kompleks Vitaminleri: Kolin kimyasal olarak B grubu vitaminlerle ilişkilidir. Kolin, hafıza, ruh hali ve zekayı düzenlemede önemli bir rol oynayan bir nörotransmitter olan asetilkolini üretmek için gereklidir. Esansiyel Aminoasitler: Esansiyel yani temel aminoasitler, vücut tarafından doğal metabolik süreçler dahilinde üretilemeyen dolayısıyla beslenme yoluyla vücudumuza alabildiğimiz aminoasitlerdir. Proteinlerin temel yapıtaşı olan aminoasitler vücut fonksiyonlarının devamlılığında hayati bir rol oynarlar ve genetik işlevleri yerine getirirler. Amino asitler dengeli bir ruh halinin yaratılmasında etkilidir ve aynı zamanda uyku kalitesini de iyileştirir. Doğa ile uyumun getidiği sağlıkla, huzurla ve güvenle... Kaynak ve Referanslar 1 2 3 4 5 6 7 Sorumluluk Reddi Bu bilgilerin, eğitimli bir tıp uzmanının vereceği tavsiyeler yerine geçmesi amaçlanmaz. Pitho, yalnızca genel bilgi temelinde ve kaynaklarını da belirterek size verilen bu bilgilere dayanarak verdiğiniz kararların sorumluluğunu kabul etmez ve bu bilgiler kişiselleştirilmiş̧ tıbbi tavsiye yerine geçmez.

  • Böbrek Hastalıkları Kabusunuz Olmasın - Kedilerde Böbrek Sorunları

    Kedilerde oldukça yaygın olan böbrek sorunlarını sağlıklı yaşam tarzı alışkanlıklarıyla kronikleşmeden önleyebilmek ve hayatınızı paylaştığınız patili bireyin yaşam kalitesini yükseltmek mümkün. Bugün sizinle öncelikle böbreklerin vücuttaki işlevlerini, sonrasında hangi faktörlerin varlığı ile sağlıklı yapısını kaybetmeye başladığını, böbreklerde oluşabilen hastalıkları, bunların belirtilerini ve en sonunda tedavi ve önlemenin temel yöntemlerini inceleyeceğiz. Hazırsanız başlayalım. Böbrek Nedir? Ne İşe Yarar? Böbrekler; Kanı süzen, Çeşitli hormonları salgılayan (tansiyon dengesi ve kan yapımında görevli olan), Vücuttaki atıkları idrar yoluyla dışarı atan organlardır. Vücuttaki bazı minerallerle su dengesini sağlayan, Bunun yanısıra böbrekler; D Vitamininin vücutta kullanılabilir hale getirilmesinin sağlanmasına, kandaki kalsiyum-fosfor oranının dengelenmesine, sağlıklı bir kemik yapısının varlığına yardımcıdır. Böbrek Sorunları En Sık Hangi Kedilerde Görülür? Kedilerde idrar yolu hastalığı genellikle Aşırı kilolu, Kuru gıda diyeti yiyen, Gıdalarda aroma ve kimyasallara sık maruz kalan veya Yeterli fiziksel aktivitede bulunmayan orta yaşlı kedilerde teşhis edilir. Her yaştaki kedide görülebilse de 3 yaşının altındaki kedilerde böbrek hastalığı görülme oranı %10’dur. Erkek kediler ayrıca, daha dar olan üretralarının tıkanma olasılığı daha yüksek olduğundan, idrar yolu hastalıklarına daha yatkındır. Günlük rutinlerindeki ani değişiklikler dahi kedilerin strese girmesine neden olarakl idrar yolu hastalıklarına karşı daha savunmasız bırakabilir. Böbrek hastalıklarına daha yatkın bazı kedi ırkları da vardır. Bu ırklar: Habeş, Burmese (Burma), Maine Coon, Ragdoll, Mavi Rus Kedilerinde, Siyam ve İran olarak tespit edilmiştir. Kedilerde En Sık Görülen Böbrek Sorunları Nelerdir? 1. İdrar yolu enfeksiyonları (üretrit) ve böbrek enfeksiyonları (piyelonefrit) 2. Böbrek Taşı 3. Akut böbrek yetmezliği 4. Kronik böbrek yetmezliği kedilerde en sık görülen böbrek hastalıklarıdır. 1. Kedilerde İdrar Yolu ve Böbrek Enfeksiyonları: Kedilerde İdrar Yolu Enfeksiyonunun Nedenleri Nelerdir? İdrardan toksin birikmesinden kaynaklanan üretral tıkaç Mesane enfeksiyonu, iltihaplanma İdrar yolunda yaralanma veya tümör Doğuştan anormallikler Duygusal veya çevresel stresörler kedilerde idrar yolu enfeksiyonlarının en sık görülen nedenlerindendir. Kedilerde İdrar Yolu Enfeksiyonu Belirtileri Nelerdir? İdrar yapamama, yaparken zorlanma Mesane kontrolünün kaybı, uygunsuz ortamlarda idrara çıkmaya başlama Küçük miktarlar için idrara çıkma Normalden daha fazla idrara çıkma İdrarda güçlü amonyak kokusu Sert veya şişkin karın Köpüklü veya kanlı idrar Normalden daha fazla su içme Genital bölgeyi aşırı yalama Letarji (Halsizlik ve sürekli uyku) Kusma Kedilerde İdrar Yolu Enfeksiyonu Önemli Midir? Herhangi bir mesane, böbrek veya idrar sorununun mümkün olduğunca erken tedavi edilmesi çok önemlidir. Tedavideki gecikmeler, kedinizin idrar yolunun kısmen veya tamamen tıkanmasına neden olabilir. Yukarıdaki belirtiler, hızla böbrek böbrek hastalıklarına veya mesanenin yırtılmasına yol açabilecek ciddi bir tıbbi sorunu gösteriyor olabilir. Kedilerde İdrar Yolu Enfeksiyonu Nasıl Teşhis Edilir? Kedilerimizin her şirinliği gözümüzün önündedir. Bu nedenle hareketlerindeki ve rutinlerindeki farklılıklar, aslında dikkatimizden kaçmasa da bazen bunları önemsemeyiz. Ancak yukarıdaki belirtileri gördüğünüz noktada, yaşı ve cinsiyeti ne olursa olsun kedinizi veteriner hekiminize götürüp kontrol edilmesini sağlamakta gecikmemek gerekir. Veteriner hekiminiz bu durumda hem elle muayene edecek hem de idrar tahlili yapacaktır. Duruma göre kan tahlili yapılması ya da radyografi de gerekebilir. Kedilerde İdrar Yolu Enfeksiyonu Tedavisi Kedinize hangi tedavinin uygulanacağını, kedinizin üriner semptomlarının altında yatan neden belirleyecektir, ancak çoğunlukla şunları içerir: Kedinizin su tüketimini artırmak Antioksidan ağırlıklı ve kimyasallardan uzak beslenme tarzı İleri durumlarda semptomları hafifletmek için antibiyotikler veya ilaçlar Modifiye diyet (Katkı maddelerinden olabildiğince arınmış antioksidan ve doğal gıdalarla desteklenmiş diyet) Daha ileri durumlarda küçük taşların oluşmuş olması durumunda üretra yoluyla dışarı atılması Daha ileri durumlarda, erkek kedilerde üretral blokları çıkarmak için idrar sondası veya ameliyatı. 2. Kedilerde Böbrek Taşı: Kedilerde Böbrek Taşı Oluşumunun Nedenleri Nelerdir? Enfeksiyona bağlı olarak Yaşam tarzına bağlı olarak Genetik yatkınlık nedeniyle Yaşa bağlı olarak gelişebilir Kedilerde Böbrek Kristali Çeşitleri Nelerdir? A. Strüvit (Magnezyum Amonyum Fosfat) Kristalleri: Kedi ve Köpeklerde en sık görülen taşlar bileşimini struvit kristallerinden oluşur. Struvit magnezyum, amonyum ve fosfat bileşiminden oluşan kristaldir. PH’ı alkali olan idrarda oluşur. B. Kalsiyum Oksalat Kristalleri: İdrarda yüksek seviyede kalsiyum bulunmasıyla, asidik idrarda oluşur. Doğru beslenme ve yaşam tarzının benimsenmemesi durumunda bu kristaller taşa dönüşebilmekte ve böbrek taşları oluşmaktadır. Kedilerde Böbrek Taşının Belirtileri Nelerdir? Kedilerle ilgili az bilinen bir gerçek vardır: Bir kedinin herhangi bir hastalığı olduğunu fark ettiğinizde muhtemelen bir süredir zaten hastadır. Kediler hastalıklarını ya da sorunlarını görmezden gelmede ve belli etmemekte ustadır ve bu konuda onları destekleyen güçlü bir yapıları vardır. Küçük böbrek taşı olan kedilerin de hiçbir belirtisi olmayabilir. Böbrek taşları, ilgisiz nedenlerle çekilen karın röntgenlerinde “tesadüfi” olarak adlandırılan bir bulgu olarak ortaya çıkabilir. Kedilerde böbrek taşları acı verici görünmediğine göre, onlar için neden endişelenelim? Normal idrar akışına izin veren bir böbrek taşı, veteriner hekiminiz tarafından yakından takip edilir ancak tedavi edilemez. Sadece, aşağıda da belirteceğimiz beslenme ve yaşam tarzı değişikleri ile kontrol altına alınır. Ancak böbrek taşları küçükken, tesadüfi olarak keşfedilmez ve yaşam tarzı düzenlenmezse taş büyür, küçük parçalar üreteri (her böbreği idrar kesesine bağlayan uzun dar tüp) yerleşebilir ve bu durum kedinizde semptomlar ortaya çıkmasına neden olur. Bu semptomlar: Ateş Karın ağrısı (duruşundaki değişiklik ve daha yavaş nefes alıp verme ile belli eder) Böbrek ağrısı (idrar yaparken zorlanma) İdrarda kan (hematüri) Değişen idrar üretimi (eskisinden daha sık olabileceği gibi daha az da olabilir) Letarji (halsizlik ve sürekli uyku) İştahsızlık (ani gelişmeye başlayan) Kusma (tüy yumağı çıkarmak ya da çıkarmaya çalışmak için olabilecek kusmalar sizi endişelendirmesin) Kilo kaybı (yeme durumunun gerektirdiğinden daha hızlı) Kedilerde Böbrek Taşı Nasıl Teşhis Edilir? Tam kan sayımı (CBC) Elektrolitli kan kimyası — Böbrek hastalığı kanıtı ve taş oluşumu için risk faktörleri testi İdrar tahlili— İdrar kalitesi böbrek hastalığını ve taş tipini tahmin etmeye yardımcı olabilecek bakteriyel enfeksiyonu veya kristalleri belirlemeye yardımcı olabilir. İdrar kültürü— Bakteriyel enfeksiyonu ve en iyi antibiyotik seçimini /seçeneklerini belirlemek için Karın radyografileri (röntgenler)— Böbreklerin boyutunu ve şeklini incelemek ve idrar taşlarını aramak için Sistemik kan basıncı — Böbrek hastalığının önemli bir komplikasyonunu belirlemek için Abdominal ultrason— Bu, herhangi bir taşın yerini ve herhangi bir tıkanıklığın şüpheli derecesini doğrulamaya yardımcı olacaktır. Kontrast radyografi — Tıkanmayı doğrulamak ve her böbreğin idrar üretimine yaptığı katkıyı göstermeye yardımcı olmak için boya çalışmaları gerekebilir. Kedilerde Böbrek Taşı Tedavisi Böbrek taşlarının oluşumunun en temel nedenlerinden biri tekrarlayan veya temizlenemeyen bakteriyel idrar yolu enfeksiyonlarıdır. Bu nedenle veteriner hekiminiz öncelikle ve her durumda antioksidan ve antiinflamatuar ağırlıklı olup; koruyucu, aroma ve kimyasallardan olabildiğince uzak bir beslenme tarzına geçmenizi önerecektir. Yine, bazı idrar taşı türlerinde, veteriner hekiminiz konservatif olarak, antibiyotik, diyet ve bol sıvı kombinasyonu ile tedavi etmek isteyebilir. Bu tedavinin uygulandığı taş, fazla belirti göstermeyen boyuttaysa antibiyotik direnci kazanmaması adına, antibiyotik yerine antioksidan ve antiinflamatuar içerikli beslenmeye ağır verilecektir. Böbrek taşlarını tamamen eritmek genellikle aylar alır, ancak boyutta herhangi bir erken azalma harika bir haberdir. Kedi böbrek taşlarını eritmek için tıbbi çabalar genellikle ameliyattan daha güvenlidir, ancak çoğu taş için çalışmaz. Cerrahi alanda yetenekli bir veteriner hekim tarafından yapılabilecek bir ameliyatla böbrek taşlarını çıkarılabilir. Ancak ameliyat,sorunsuz geçse bile, etkilenen böbreğe kalıcı hasar verme riski taşır. Bir taşı kırmak için özel teknikler (örneğin litotripsi) genellikle kediler için önerilmemektedir çünkü taş parçaları kedilerin dar üreterlerine yerleşme eğilimindedir. Bazı kediler için uzmanlar bir endoskop (ışık takılı küçük bir cihaz) ile tedavi önerebilir. Acil durumlarda, üreterler tıkandığında, idrarı tıkalı üreterlerin etrafından yeniden yönlendiren hayat kurtarıcı baypas teknikleri önerebilirler. Veteriner hekiminiz oksalat böbrek taşından şüpheleniyorsa, kedinin su alımını artırmaya büyük önem vererek taş büyümesini azaltmak veya yavaşlatmak için özel bir diyet önerebilir. Buradaki amaç, bir taşa eklenecek mevcut mineral miktarını azaltmaktır. Taşlar şu anda komplikasyonlara yol açmıyor gibi görünse bile, veteriner hekiminiz muhtemelen yakın gelecekte kan ve idrar testlerinin düzenli olarak izlenmesini kabul etmenizi isteyecektir. Periyodik olarak tekrarlanan radyografiler (röntgenler) veya ultrason çalışmaları önerecektir. Taşlar çıkarıldıysa, kedinizin sağlıklı kalması için herhangi bir nüks olup olmadığının izlenmesi çok önemlidir. Siz ve veteriner hekiminiz, kedinizin durumuna en uygun izleme programını planlayabilirsiniz. Bu sırada kedinizin fazla stres yaşamamasına dikkat etmek, her hastalıkta olduğu gibi, çok önemlidir. Bazen küçük sorunlar, sırf hemen çözmek istediğimiz için veteriner hekim ziyaretini sıklaştırdığımız ya da çok gerekli olmadığı halde klinikte bıraktığımız için yaşadığı stres sebebiyle büyüyebilmektedir. Lütfen kedinizin de bedensel sağlığının, tıpkı sizin için de geçerli olduğu gibi, psikolojik sağlığına bağlı olduğunu unutmayın. Sizin de kaygılı olduğunuz ve aslında onun için çabaladığınız bu dönemde, hayatınızı paylaştığınız patili bireyin moralini yüksek tutabildiğinize, şefkatinizi ve güvende olduğunu ona da hissettirebildiğinize emin olun. 3. Kedilerde Akut Böbrek Yetmezliği: Kedilerde Akut Böbrek Yetmezliği Nedenleri Nelerdir? Akut böbrek hasarı (ABI), böbreklerin normal filtrasyon görevlerini yerine getirememesi anlamına gelir. Kedilerde Akut Böbrek Yetmezliğinin Sık Görülen Nedenleri: Tedavi edilmeyen böbrek taşı Genellikle dişte başlayan tedavi edilmemiş enfeksiyonlar Toksik maddelere maruz kalma Zehirli bitkiler yeme (zambak gibi) Genetik yatkınlık Hayvansal proteinin yüksek alımı Yüksek tansiyon Sıcak çarpması Kalp yetmezliği Pıhtılaşma bozuklukları Kedilerde Akut Böbrek Yetmezliği Belirtileri Nelerdir? Normalden fazla su içme İştahta azalma, seçiciliğin artması Normalden daha az ya da daha fazla idrara çıkma Kanlı veya köpüklü, bulanık idrar Kusma Tüylerin matlaşması Letarji ve depresyon (artan uyku süresi ile anlaşılabilir) Kilo kaybı (yaz dönemlerinde doğal olan, hastalıklı görünüme neden olmayan kilo kayıpları sizi endişelendirmesin) Nefeste amonyak benzeri koku (kanda biriken üremik toksinler nedeniyle) Uzun süreli bağırsak sorunları Bu belirtiler diyabet ve hipertiroid belirtilerine benzer olduğundan, hatalı teşhis ihtimalinin ortaya çıkmamasına dikkat edilmelidir. Böbrekler, çeşitli işlevlerini yerine getirmek için büyük miktarda yedek kapasiteye sahiptir. Dolayısıyla herhangi bir klinik belirti görülmeden önce böbreklerin en az üçte ikisi (%67 ila %70) işlevsiz olmaktadır. Bu nedenle kedinizin yaşam ve beslenme tarzına, bu belirtileri görmeden önce dikkat etmeye başlamak oldukça önemlidir. Sadece beslenme ve yaşam tarzı; idrar yolu enfeksiyonlarına, devamında böbrek taşına, devamında akut böbrek yetmezliğine ve nihayetinde kronik böbrek yetmezliğine neden olabilir. Kedilerde Akut Böbrek Yetmezliği Nasıl Teşhis Edilir? Kedinin yaşam tarzına ve değişkenlerine dayanan tıbbi öyküsünün dinlenmesi, Kan ve idrar testlerinin sonuçları İdrar kültürü testi, Sonuçlar yüksek şüphe doğuruyorsa: Abdominal radyografiler (X-ışınları), Abdominal ultrason, İnce iğne aspirasyonu (uzun bir iğne kullanarak böbreğin örneklenmesi) veya Böbreklerin cerrahi biyopsisi ve olası manyetik rezonans görüntüleme (MRI) veya bilgisayarlı tomografi ile teşhis edilir. Kedilerde Akut Böbrek Yetmezliği Tedavisi Erken tedavi edilirse, akut böbrek yetmezliği olan kediler iyileşebilir. Bu süreçte veteriner hekiminiz tarafından tespit edilmek istenen ilk nokta, nedeni olacaktır. Tedavi süreci, dolaşımdaki toksinlerin mümkün olan en kısa sürede uzaklaştırılmasına ve elektrolit dengesinin yeniden sağlanmasına odaklanır. Bu tedavi genellikle 1 ila 4 gün boyunca intravenöz sıvılar uygulanarak gerçekleştirilir. Akut böbrek yetmezliğinin toksin maruziyeti (zehirlenmiş fare yeme, fare zehri yeme, ilaçlanmış bitki yeme) veya bir ilaç reaksiyonu edeniyle olmasından şüpheleniliyorsa toksinlerin daha fazla emilmesini önlemek için midenin içeriğinin hemen boşaltılması ve ardından aktif kömür verilmesi önerilir. Siyanür ya da ağır metal zehirlenmesinde aktif kömür etkisizdir. 4. Kedilerde Kronik Böbrek Yetmezliği: Kedilerde Kronik Böbrek Yetmezliği Nedenleri Nelerdir? Geriatrik (yaşlı) kedilere ek, genetik yatkınlıklar kedilerde kronik böbrek yetmezliğinin en önemli nedenlerindendir. Ancak ne yazık ki bu yatkınlıkların haricinde kronik yetmezliğe neden olan birçok risk faktörü vardır. Bu nedenler: Bağışıklık tepkisi düşüklüğü kaynaklı bozukluklar Tedaviye tam olarak yanıt vermeyen önceki akut böbrek yetmezliği/akut böbrek yaralanmaları Tümörler ve kanser (lenfoma gibi) Kedi lösemi virüsü veya kedi immün yetmezlik virüsü gibi kedilere özgü virüsler Kronik piyelonefrit (böbreklerde yavaş gelişen bir enfeksiyon) Polikistik böbrek hastalığı veya amiloidoz gibi altta yatan genetik bozukluklar Hipertiroidizm gibi altta yatan tıbbi durumlar Üretral tıkanıklıklar (idrar yapamama) Düşük kan basıncı Pıhtılaşma bozuklukları Kalp hastalığı Paraziter enfeksiyonlar (toksoplazmoz veya böbrek solucanları) Kene kaynaklı hastalıklar Kedi Enfeksiyöz Peritoniti (FIP) Şokla sonuçlanan travma veya ciddi alerjik reaksiyonlar Kedilerde Kronik Böbrek Yetmezliği Belirtileri Nelerdir? Normalden fazla su içme İştahta azalma Ağız içinde ve diş etlerinde yaraların oluşması Dil renginin koyulaşması İdrar sıklığında artış Kansızlık Tüylerin matlaşması Letarji ve depresyon (artan uyku süresi ile anlaşılabilir) Kilo kaybı Nefeste amonyak benzeri koku (kanda biriken üremik toksinler nedeniyle) Kronik böbrek yetmezliğinin çoğunlukla 7 yaş ve üzeri kedilerde görülmesi nedeniyle; kilo kaybı, tüy kalitesinde azalma, fazla su tüketimi, halsizlik gibi belirtiler, sıklıkla, yaşlanma belirtileriyle karıştırılmaktadır. Kedilerde Kronik Böbrek Yetmezliği Nasıl Teşhis Edilir? Veteriner hekimler, böbrek fonksiyonunu değerlendirmek için, sağlıklı böbreklerin normalde filtrelediği veya düzenlediği atık ürünlerin ve diğer bileşenlerin konsantrasyonlarını değerlendirmek için çoğunlukla kan testlerine ve idrar analizi ne (idrar tahlili) başvurur. Kan testleri iki önemli atık ürünün konsantrasyonunu belirleyebilir: 1. Kan üre nitrojeni (BUN) 2. Kreatinin Kreatinin genellikle böbrek fonksiyonunun daha spesifik bir göstergesi olarak kabul edilir. Kedinizin kanındaki bu bileşiklerin konsantrasyonundaki bir artış, böbreklerinin düzgün çalışmadığını gösterebilir, ancak bu değerlerin bir dizi faktör ışığında yorumlanması gerekir. Örneğin dehidrasyon, bir kedinin böbreklerinin normal çalışmasına rağmen BUN ve kreatinin konsantrasyonlarının artmasına neden olabilir. İdeal olarak, bir veteriner hekim, böbrek fonksiyonu yorumunu, 12-24 saat aç kalmış, normal olarak hidratlı bir kediden iki hafta arayla alınan en az iki kan örneği ne dayandıracaktır. Proteinler, potasyum, fosfor ve kalsiyum gibi diğer maddelerin kan seviyelerinin yanı sıra kırmızı ve beyaz kan hücresi sayımlarını ölçen testler, böbrek yetmezliğinin boyutunu ve en iyi tedavi yöntemini belirlemek için önemlidir. Kronik böbrek yetmezliği olan bir kediyi değerlendirmede yararlı olabilecek diğer çalışmalar arasında: Karın ultrasonu, Radyografiler (X-ışınları) gibi görüntüleme çalışmaları Bazı durumlarda biyopsi örneklerinin mikroskobik değerlendirmesi yer alır. KBY'li kedilerde hipertansiyon potansiyeli göz önüne alındığında, bir kedinin kan basıncının ölçülmesi de bu hastalık için tıbbi değerlendirmenin önemli bir parçasıdır. Kedilerde Kronik Böbrek Yetmezliği Tedavisi Kronik böbrek yetmezliği (KBY) için kesin bir tedavi olmamasına rağmen, tedavi bu hastalığa sahip kedilerin yaşamlarını iyileştirebilir ve uzatabilir. Terapi, kan dolaşımında toksik atık ürünlerin birikmesini en aza indirmeye, yeterli hidrasyon sağlamaya, elektrolit konsantrasyonundaki bozuklukları ele almaya, uygun beslenmeyi desteklemeye, kan basıncını kontrol etmeye ve böbrek hastalığının ilerlemesini yavaşlatmaya yöneliktir. Diyet değişikliği , KBY tedavisinin önemli ve kanıtlanmış bir yönüdür. Çalışmalar, protein, fosfor ve sodyum içeriğini reddetmeyen ama kısıtlayan; lif ve antioksidan konsantrasyonları olabildiğince yüksek terapötik diyetlerin kronik böbrek yetmezliği olan kedilerde yaşamı uzatabileceğini ve yaşam kalitesini iyileştirebileceğini düşündürmektedir. Bununla birlikte, birçok kedi terapötik diyetleri kabul etmekte güçlük çeker, bu nedenle sahiplerin sabırlı olması ve plana bağlı kalmaya kendini adaması gerekir. Terapötik bir diyete kademeli olarak geçiş yapmak ve gıdanın sıcaklığını, dokusunu ve lezzetini dikkate almak önemlidir. Nispeten kısa bir süre boyunca yiyeceksiz kalan KBY'li kedilerde önemli sağlık sorunları gelişebilir, bu nedenle, kedinizin terapötik bir diyete geçiş sırasında yemek yediğinden emin olmanız çok önemlidir. Hipertansiyonu kontrol etmek, üriner protein kaybını azaltmak ve anemiyi ele almak, bu durumları geliştiren kedilerde önemli terapötik hedeflerdir. Hipertansiyon genellikle oral ilaçlarla ve tarapötik gıdalarla kontrol edilir. KBY'li bir kedideki anemi, kırmızı kan hücresi üretimini uyaran eritropoietin (veya ilgili bileşikler) ile replasman tedavisi ile tedavi edilebilir. KBY'li kediler daha az eritropoietin üretebilir ve replasman tedavisinin alyuvar sayısını artırabileceğine dair bazı kanıtlar vardır. Bazı durumlarda, donör bir kediden alınan kan kullanılarak normal kırmızı kan hücresi konsantrasyonlarını eski haline getirmek için kullanılabilecek kan transfüzyonları gerekli olabilir. Fosfat bağlayıcılar, potasyum takviyesi, antioksidan takviyesi, alkalileştirme tedavisi ve intravenöz veya deri altı sıvı uygulaması dahil olmak üzere bir dizi başka terapi, KBY olan kedilere yardımcı olma potansiyeline sahiptir. Aynı durum hemodiyaliz (toksik atık ürünlerin kan dolaşımından özel olarak tasarlanmış ekipmanlarla uzaklaştırılması) ve böbrek nakli için de geçerlidir. Bu tartışmalı, karmaşık ve pahalı tedaviler, KBY'li kedilere potansiyel faydalar sunar, ancak etkinliklerini kanıtlayacak çalışmalara tabi tutulmamıştır, bu nedenle bir veteriner uzmanının dikkatli rehberliğinde araştırılmalıdır. Genel Olarak Böbrek Yetmezliği Tedavi Sürecini Özetleyecek Olursak: Tedavi süreci, kan testlerinin sonuçlarına bağlıdır ve spesifik tedaviler, spesifik anormallikleri çözmeyi amaçlar. Kedilerin çoğunun hastalığı, takviye ve bir veya iki başka tedavi dahil olmak üzere diyet değişikliği ile etkili bir şekilde yönetilir. Veteriner hekiminiz, kediniz için en iyi tedaviyi belirlemek üzere sizinle birlikte çalışacaktır. Farklı tedaviler mevcuttur ve kedilerin çoğunun hastalığı, takviye ve bir veya iki başka tedavi dahil olmak üzere diyet değişikliği ile etkili bir şekilde yönetilir. Özel Diyetler: Tamamen kesilmeden ama sınırlandırılmış düşük ve kaliteli proteinli ve düşük fosforlu diyetler, kan dolaşımındaki atık ürünlerin seviyesini düşürmeye yardımcı olur. Bu diyetlerin olabilidiğince doğal ve kimyasallardan uzak içeriğe sahip olmasına dikkat ederken, fonksiyonel gıdalardan, ilaç kullanım yoğunluğunu kedinizin bedenini daha fazla yormamak adına azaltabilmek adına destek almak önemlidir. Fosfat Bağlayıcılar: Diyetteki düşük fosfata rağmen, bazı kedilerde kan fosfor seviyeleri normalin üzerinde kalır. Kan fosforunun düşürülmesi, kedinizin sağlığını iyileştirmede ve hastalığın ilerlemesini yavaşlatmada önemli bir etkiye sahip olabilir. Alüminyum hidroksit gibi oral fosfat bağlayıcılar, bağırsak duvarından emilen fosfor miktarını azaltmaya yardımcı olur. Antibiyotikler: Birçok kedi antibiyotiklere iyi tepki veriyor gibi görünse de bunun nedeni her zaman net değildir. KBY'li kediler daha sık mesane enfeksiyonu geliştirir ve birçok hasta için rutin idrar kültürleri önerilir. Potasyum Takviyesi: Böbrek yetmezliği olan kediler idrarda çok fazla potasyum kaybetme eğilimindedir. Bu kas zayıflığına, sertliğine ve tüy kalitesinde düşüşe yol açar. Düşük potasyum seviyeleri de böbrek yetmezliğinin kötüleşmesine neden olabilir. B Kompleks ve C Vitaminleri: Hasarlı böbrekler idrarı konsantre edemediğinde, suda çözünen bu vitaminler kaybolur ve etkilenen kedilerin günlük takviyeye ihtiyacı vardır. Anti-emetikler: Kusma yaşayan kediler için, anti-emetiklerin (kusmayı önleyici ilaçlar) kullanılması mide bulantısını azaltır ve böylece iştahı artırır. Tansiyon Düşürücüler: Böbrek yetmezliği olan önemli sayıda kedinin tansiyonu yüksektir ve bu da böbreklerde daha fazla hasara yol açabilir. Bazı durumlarda, kan basıncını düşürmek gerekli olabilir. Anemi Tedavisi: Böbrekler kemik iliğinde kırmızı kan hücresi üretimini başlatır. KBY'li birçok kedi, kemik iliğinin uyarılmaması nedeniyle anemiktir. Bu konuda bedeni destekleyecek gıdalar ve takviyeler önemli desteklerdir. Böbrek Hastalıklarının Tedavi Maliyetleri Ne Kadardır? Tedavi süreci, yukarıda da belirtilen birçok değişkene bağlı olsa da 2023 yılı için ortalama olarak şu fiyatlar söylenebilir: Kedilerde idrar yolu enfeksiyonu tedavisi 2023 yılı ortalama maliyeti: 1.000₺-2.000₺ Kedilerde böbrek taşı tedavisi 2023 yılı ortalama maliyeti: 3.000₺ (Her nüksetmesinde tekrarlanacaktır) Kedilerde akut böbrek yetmezliği tedavisi 2023 yılı ortalama maliyeti: 3.000₺ - 4.000₺ Kedilerde kronik böbrek yetmezliği tedavisi 2023 yılı ortalama maliyeti: 50.000₺ - 60.000₺ (Diyaliz ile) Kedilerde Böbrek Yetmezliği İyileşir Mi? Prognoz (Hastalık Seyrinde İyileşme Öngörüsü) Bazı kediler KBY tedavisine çok iyi yanıt verirken diğerleri vermez, bu nedenle etkilenen kedilerde KBY prognozu oldukça değişkendir. Bazı araştırmalar, idrarlarında daha fazla protein kaybeden kedilerin prognozlarının daha az olumlu olduğunu göstermektedir. KBY ne kadar erken teşhis edilir ve tedaviye başlanırsa, yaşam kalitesi ve hayatta kalma açısından sonucun o kadar iyi olduğunu gösteren kanıtlar vardır. Böbrek yetmezliği daha erken teşhis edilebilir miydi? Bu soruya kesin ve net bir “evet” denilemese de öngörebilmek mümkün olabilir. Yılda bir defa check-up yapılması durumunda şüpheler ortaya çıkabilir ve beslenme/yaşam tarzı değişiklerine başlamak için motivasyon sağlanabilir. Bunun yanısıra belirti göstermeyen taşlar keşfedilip kedinizin yaşam kalitesi düşmeden müdahale edilebilir ve yine beslenme/yaşam tarzı değişikliklerine erkenden başlanabilir. Spirulina C’nin Böbrek Sağlığı İçin Gerekli Olmasının Nedeni Nedir? Peki Uritol-C? Böbrek sağlığı için ilk kural, her hastalık için olduğu gibi, elbette sağlıklı beslenmektir. İdrar yolu enfeksiyonlarından böbrek taşına, akut böbrek yetmezliğinden kronik böbrek yetmezliğine kadar böbrek sorunlarının önüne geçmek için temel koşul, antioksidan ve antiinflamatuar yönünden zengin gıdalarla beslenmekken, infalamasyona rastlandığında çözüm olarak ilk seçenek de yine bu olmalıdır. İnflamasyonu engelleyecek bir beslenme tarzı edindirmeksizin, sadece belli aroma ve katkıları nedeniyle ısrarla istediği yiyeceklerle beslenen patili bireyler, inflamasyonla karşılaşır karşılaşmaz antibiyotik tedavisi de aldığında ne yazık ki ilerleyen yaşlarda hem antibiyotik direnci hem de yetersiz beslenme kaynaklı sorunlarla mücadele etmek zorunda kalmaktadırlar. Hem hiçbir sorun görülmeksizin önlem almak, hem sorundan şüphelenildiğinde ilerlemesini engellemek, hem tedavi sürecinde sağlıklı beslenmeye geçmek hem de tedavi sonrasında böbrek hastalıklarının nüksetmesini engellemek, için: Toksinlerden olabildiğince arınmış gıdalar (Spirulina C’nin bulaşana ve ağır metale maruz kalmaksızın yetiştildiğine, hasat edildiğine ve kurutulduğuna dair analizlerini her zaman talep edebilirsiniz) Sınırlı protein ve fosfor ihtiyacını sağlıklı kaynaklarından da alabildiği bir diyete (1 kedi porsiyonu Spirulina C ortalama 0,35 – 0,7 g. Vegan protein içerir. İçerdiği vegan proteinin 0,07 – 0.14 kadarı antioksidan etkisiyle ünlü bir pigment olan c-phycocyanindir ve Spirulina C 0,055 mg - 0,11mg fosfor içerir) Antioksidan içeriklere sahip (Spirulina içerdiği c-phycocyanin başta olmak üzere, C Vitamini, E vitamini, Selenyum, ALA ve bakır ile tam bir antioksidan kaynağıdır.) B Kompleks ve C Vitamini ile desteklenen (Spirulina C’nin vitamin içeriğinin %26’sı B2, %19’u B1, %7’si B3, %7’si B5, %3’ü B6 Vitaminidir. Bunun yanısıra Pitho Spirulina’nın doğası gereği barındırdığı vitaminlerden C vitamini %1 iken, Spirulina C’ye %3,5 oranında insan kullanımı kalitesinde C Vitamini de eklenmiştir.) Koruyucu, aroma, renklendirici gibi kimyasallardan uzak bir beslenme tarzına geçmek gerekmektedir. (Spirulina C, koruyucu içermez, renklendirici içermez, aroma içermez. Herhangi bir kimyasal içermez. Analizlerini her zaman talep edebilirsiniz.) Eğer bir tedavi sürecindeyseniz Spirulina C ve Uritol C'nin eş zamanlı kullanımı , Uritol-C'nin Kuzey Amerika ve Iskandinav ülkelerinde yaygın olarak kullanılan üst kalitede Kızılcık (Vaccinium Macrocarpon) ve C Vitamini nin yer aldığı %100 doğal aktif içerikle formüle edilmiş olması nedeniyle, bu sürece oldukça büyük bir destek sağlayacaktır. Not: Bu gönderide verilen tavsiyeler bilgilendirme amaçlıdır ve patili bireylerle ilgili spesifik tıbbi tavsiye teşkil etmez. Hayatınızdaki patili bireyin durumunun doğru teşhisi ve tedavisi için lütfen veterinerinizden rand evu alınız. Kaynaklar Spirulina fusiformis provides protection Modulatory potential of Spirulina Modification of mercury-induced biochemical alterations Spirulina platensis enhances humoral and cell-mediated immune functions Protective effect of Spirulina Spirulina Platensis Protects Against Renal Injury Activation of the human innate immune system by Spirulina Selective inhibition of cyclooxygenase-2 by C-phycocyanin Antiinflammatory and antihyperalgesic activity of C-phycocyanin Protective and curative role of Spirulina platensis on kidney injury Effect of Spirulina on blood uric acid, hemoglobin and kidney histo-texture Feline kidney disease: symptoms and management Development of chronic renal disease in cats fed a commercial diet Investigation of the induction of antibodies against CR feline kidney cell lysates Interstitial nephritis in cats inoculated with Crandell Rees feline kidney cell lysates Risk factors associated with the development of chronic kidney disease in cats Case-control study of risk factors associated with feline, canine chronic kidney disease Diet and lifestyle variables as risk factors for chronic renal failure in pet cats An unexpectedly high prevalence of azotaemia in Birman cats Sorumluluk Reddi Bu bilgilerin, eğitimli bir tıp uzmanının vereceği tavsiyeler yerine geçmesi amaçlanmaz. Pitho, yalnızca genel bilgi temelinde ve kaynaklarını da belirterek size verilen bu bilgilere dayanarak verdiğiniz kararların sorumluluğunu kabul etmez ve bu bilgiler kişiselleştirilmiş̧ tıbbi tavsiye yerine geçmez.

  • Kedim Neden Sesli Nefes Alıyor? Stertor ve Stridor Nedir?

    Köpeklerin aksine, kediler nefes alırlarken genellikle çok az ses çıkarırlar veya hiç ses çıkarmazlar. Yani kediniz yüksek sesle nefes alıyorsa ve bu mırlama değilse, hava yollarında veya solunum yollarında anormal bir durum olması muhtemeldir. Kedilerde gürültülü solunum özellikle yeni ortaya çıktıysa, mutlaka güvenilir ve alanında uzman bir veteriner hekim tarafından değerlendirilmelidir. Kedilerde Gürültülü Solunum Nedir? Kedinizin nefes alma seslerini stetoskop olmadan duyabiliyorsanız, bu, gürültülü solunum olarak kabul edilir. Sesler genellikle akciğerden değil, burun, boğaz ve trakea gibi üst solunum yollarından gelir. Brakisefalik kediler gibi (kafatası dar, basık burunlu) belirli kedi ırkları çok kısa burun kanallarıyla doğarlar. Bu düz yüzlü kedilerde gürültülü solunum normal olabilse de onlarda dahi ekstrem bir durum olup olmadığını teyit etmek gerekir. Üst solunum yolu seslerine neden olabilecek farklı anormallikler vardır. Bunun acil bir durum olup olmadığı , Sesin nereden geldiğine (stertor veya stridor), Sesin ne zaman başladığına, Kedinizin diğer davranışlarına ve Klinik belirtilerine bağlıdır. Kedilerde Stertor Nedir? Stertor, düşük perdeli bir sestir. Horlama veya homurdanma gibidir ve nefes alma sırasında duyulur. Genellikle burun kanallarından veya ağzın arkasından gelir. Bu tür sesler brakisefalik kedilerde yaygındır. Genel olarak tehlikeli veya yaşamı tehdit edici değildir ancak nedene bağlı olarak çok rahatsız edici olabilir. Kediniz normal şekilde yemek yiyor ve davranıyorsa, semptomlarını güvenilir ve alanında uzman bir veterinerle görüşmeniz yeterli olabilir. Ancak, stertor u yuşukluk veya iştahsızlıkla birlikteyse, kediniz için acilen bir randevu almanız önemlidir. Kedilerde Stridor Nedir? Stridor, gırtlak veya soluk borusunun (trakea) daralmasıyla oluşan daha tiz bir ses tir. Bu daha sert dokular, kediniz nefes alıp verirken ıslık sesi çıkarır. Solunum yolunun bu kısımlarındaki değişiklikler akciğerlere daha az oksijen ulaşması na neden olabileceğinden, stridor kedilerde tehlikeli olabilir. Stridor olduğundan şüphelenilen kediler acil bir klinik ziyareti nde değerlendirilmelidir. Kedilerde Gürültülü/Sesli Solunumun Nedenleri Kedilerde gürültülü solunumun bazı olası nedenleri şunlardır: Solunum Yolu Enfeksiyonu: Üst solunum yolu enfeksiyonları genellikle viraldir ancak bakteriyel veya fungal da olabilir. Kronik olmayan üst solunum yolu enfeksiyonunun tedavisi oldukça pratik olabilir. Kronik solunum yolu enfeksiyonları, artık ilaçlara yanıt vermeyen burun kanallarında kalıcı hasara yol açabilir. Diş Hastalıkları : Ciddi diş hastalıkları gırtlakta ve hatta burun kanallarında iltihaplanmaya yol açabilir. Neoplazi (kanser) : Skuamöz hücreli karsinom da dahil olmak üzere birçok kanser türü solunum yollarını hedef alırken, daralmış hava yollarına ve gürültülü solunuma yol açar. Nazal Polipler : İç kulaktaki (östaki boruları) veya burun pasajlarının arkasındaki iyi huylu büyümeler de hava akışını engelleyebilir. Bu genellikle genç kedilerde görülür ve burun akıntısı ve öksürüğe de neden olabilir. İlgili yazı Obezite: Aşırı yağ, hava yollarında dış basınca ve akciğerlerin genişleme yeteneğinin azalmasına yol açarak gürültülü solunuma (özellikle uyurken) neden olabilir. Anormal Anatomi: Yavru kediler, hava yollarını etkileyen yarık damaklar gibi fiziksel anormalliklerle doğabilir. Daha yaygın olarak, düz yüzlü brakisefalik kediler dar hava yolları ve gürültülü nefes almaya yol açabilen uzun, yumuşak damaklarla doğarlar. Kedilerde Gürültülü/Sesli Nefes Alma Yaygın Mıdır? Kedilerde gürültülü solunum yaygın bir durum değildir ve genellikle bir hastalığın habercisidir. Kedinizin nefes alışı horlamaya benziyorsa, güvenilir ve alanında uzman bir veteriner hekim tarafından değerlendirilmelidir. Kedilerde Gürültülü/Sesli Solunum İçin Ne Yapılmalı? Kedinin yüksek sesle nefes alması durumunda mutlaka güvenilir ve alanında uzman bir veteriner hekime başvurulmalıdır. Eğer iştahı ve tavırları normalse , hekim tarafından değerlendirilene kadar onları içeride, tercihen aşırı sıcaktan, soğuktan veya nemden uzak tutmanız önerilir. Gürültülü solunum sesine egzersiz intoleransı, iştahsızlık veya saklanma eşlik ediyorsa kediyi acilen güvenilir ve alanında uzman bir veteriner hekime götürünüz. Gürültülü solunumun nedenini teşhis etmek için bazen sadece fiziksel muayene yeterli olabilir. Daha sıklıkla, veteriner hekim kan testi veya röntgen çekmek isteyecek ve yaygın bakteriyel ve viral enfeksiyonlar için test önerecektir. Şiddetli vakalarda veya yaygın tedavilerle düzelmeyen vakalarda sakinleştirici ağız muayeneleri ve BT taraması veya rinoskopi gibi daha ileri görüntüleme yöntemlerine ihtiyaç duyulacaktır. Bu yöntemlerde burun içini görüntülemek ve herhangi bir anormallikten örnek almak için küçük bir kamera kullanılır. (Örneklerini, bir önceki yazımızda vermiştik.) Kedilerde Gürültülü Solunum Tedavisi Gürültülü solunumun tedavisi tamamen nedene bağlı dır. Üst solunum yolu enfeksiyonu ve tıkanıklığı olan kedilere antibiyotikler, antiviraller ve antiinflamatuarlar reçete edilebilir ve bu kediler genellikle evde tedavi edilebilir. Hava yollarında kitle, polip veya yabancı cisimler den kaynaklanan fiziksel tıkanıklıklar sıklıkla cerrahi müdahale gerektirir. Brakisefalik hava yolu sendromu olan düz yüzlü kediler , ısı ve nemden kaçınma ve egzersizi sınırlama gibi uzun vadeli çevresel yönetime ihtiyaç duyabilir. Bu kedileri ideal vücut koşullarında tutmak, daha kolay nefes almalarına da yardımcı olabilir. Ciddi şekilde etkilenen brakisefalik kediler , küçük burunlarını yeniden şekillendirmek için rinoplasti veya yumuşak damak rezeksiyonu gibi ameliyatlardan da faydalanabilir. Bu prosedürler boğazın arkasından hava akışını iyileştirmeye yardımcı olur. Kedilerde Gürültülü Nefes Alma Nasıl Önlenir? Gürültülü solunumun tüm nedenleri önlenemez, ancak kedinizin solunum yolu hastalığı riskini azaltmak için atabileceğiniz adımlar kesinlikle vardır. Diş Sağlığını Koruyun: Kedinizin dişlerini evde bir kedi diş fırçası ve diş macunu ile fırçalayabilecek olsanız da gerçekçi olmak gerekirse bu çoğu kedi için mümkün değildir ve/veya fazla streslidir. İğnesiz şırıngaya doldurmak için hazırlayacağınız Spirulina C ve su ile hazırlayacağınız pratik bir karışımla da güçlü bir antioksidan etki sağlayabilir, ağız sağını ortalama düzeyde desteklerken bağışıklık tepkisini güçlendirmesine destek olabilirsiniz. Zihinsel ve Fiziksel Zenginleştirme Sağlayın: Evde çevresel zenginleştirme ve stres azaltma, burun ve göz hastalıklarına yol açabilen kedi herpes virüsü alevlenmelerinin sıklığını azaltabilir. Farklı yüksekliklerde çeşitli alanlara sahip olmak (kedi ağaçları veya pencere/kalorifer yatakları şeklinde) ve normal tırmalama ve işaretleme davranışını uygulamak için uygun nesneler (kedi tırmalama tahtaları ve tırmalama direkleri gibi) kedinizin zihinsel ve fiziksel sağlığını önemli ölçüde iyileştirebilir. Sağlıklı Bir Yaşam Tarzını Sunun: Sağlıklı bir diyet(yaş mamadan ve ödül mamalarından olabildiğince uzak) ve egzersizle ideal vücut durumunu korumak solunum yollarındaki stresi azaltır. Obezite, kedilerin gürültülü nefes alma olasılığını çok daha fazla arttırır. Etik Üremeyi Destekleyin: Düz yüzlü yavru kedileri satın almaktan veya üretmekten kaçının. Daha iyisi için kısırlaştırmayı destekleyebilir; sokaklarda soğukla, sıcakla, trafikle, psikolojik sorunları olan insanlarla, bir sonraki yemeğinin ya da suyunun nerede olduğunu bilemeden yaşamak zorunda kalan kedilerden birini çok geç olmadan sahiplenebilir ve büyük bir fark yaratabilirsiniz. Doğa ile uyumun getirdiği sağlıkla, huzurla ve güvenle... Kaynak ve Referanslar 1 2 3 4 5 6 Sorumluluk Reddi Bu bilgilerin, eğitimli bir tıp uzmanının vereceği tavsiyeler yerine geçmesi amaçlanmaz. Pitho, yalnızca genel bilgi temelinde ve kaynaklarını da belirterek size verilen bu bilgilere dayanarak verdiğiniz kararların sorumluluğunu kabul etmez ve bu bilgiler kişiselleştirilmiş̧ tıbbi tavsiye yerine geçmez.

  • Kedim Neden Sesli Nefes Alıyor? Nazal Polipler Hakkında

    Sesli nefes almak kedilerde yaygındır ev çeşitli rahatsızlıklardan kaynaklanabilir. Bu rahatsızlıklatr arasında: Üst solunum yolu enfeksiyonu, Sinüs enfeksiyonu (diş hastalığı veya burun yabancı cisimlerinden), Burunda tümör, Nazal stenoz (boğazın arka kısmının daralması) veya Nazal polipler yer alır. Bu yazımızda nazal poliplerden bahsediyor olacağız. Polip Tanımlama Polipler, genellikle bir kedinin boğazında veya kulaklarında oluşan pürüzsüz, iyi huylu kitlelerdir. Aşağıda yer alan iki fotoğraf, iki farklı kedideki polipleri göstermektedir. Biri genizde (nazofarenkste) bulunan oldukça büyük bir poliptir. Diğeri ise burun boşluğunun genize açılan arka deliklerinde (choanae) veya burun ile boğazın arkası arasındaki bağlantının yakınında oluşmuştur. Polip Örnekleri Kedi Poliplerinin Nedenleri Nazal polipler genellikle iki yaşından küçük kedilerde görülür, ancak her yaştaki kedide görülebilir. Kedilerde poliplerin kesin nedeni bilinmemekle birlikte , polipli kedilerin çoğunun genç yaşta olması nedeniyle sebebinin doğum kusuru olması ihtimali olası bir neden olarak kabul edilmiştir Viral ve bakteriyel enfeksiyonlar da nazal poliplerin gelişimiyle ilişkilendirilmiştir, ancak enfeksiyonun polipin nedeni mi yoksa sonucu mu olduğu belirsizdir. Schwarzman Hayvan Tıbbi Merkezi'nden yapılan bir araştırmaya göre, poliplerin lenfomadan sonra nazofarenksteki hastalıkların ikinci en yaygın nedeni olduğu açıktır. Kedi Poliplerinin Klinik Belirtileri Polipli kediler, değişen şiddette ve çok çeşitli klinik belirtiler gösterirler. Gürültülü solunum listenin başında gelir, Hapşırma veya burun akıntısı gibi üst solunum yolu belirtileri de görülebilir. Polip gırtlağa yakın bir yerdeyse, kedinizin miyavlamasında bir değişiklik fark edebilirsiniz. Polipli kediler bazen yemekle ilgisi olmayan bir şekilde yutkunur ve sıklıkla kulak enfeksiyonları yaşayabilir. Kedinizde polip olduğundan şüpheleniyorsanız, hatta yaşam kalitesinin etkilendiğini ve/veya belirtilerin arttığını gözlemliyorsanız bunu güvenilir ve alanında uzman bir veteriner hekimle görüşmek önemlidir. Kedilerin Poliplerinin Bulunması Kediniz şanslıysa kulağına veya burnuna bakıldığında kolayca görülebilen bir polipi olacaktır. Polip kolayca görülemiyorsa ve polip şüphesi yüksekse, veteriner hekiminiz sakinleştirici uyguladıktan sonra ağız muayenesi yapabilir ve/veya polipi bulmak için tıbbi görüntüleme teknolojisini kullanabilir. Yukarıdaki polip fotoğrafları, kedi, genel anestezi altındayken bir endoskop kullanılarak elde edilmiştir. Aşağıdaki görüntü ise kedinin kulak kanallarından birindeki polipin kapsamını belirlemek için kullanılan bir BT(Bilgisayarlı Tomografi) taramasıdır. Sağ Kulağında Polip Bulunan Bir Kedinin BT'si Kedilerde Poliplerin Çıkarılması Kedilerde nazofaringeal poliplerin tedavisi basit olabileceği gibi karmaşık da olabilir. Polip kolayca görülebiliyorsa, "traksiyon avulsiyonu" veya polipi cerrahi aletler kullanarak çıkarmak en yaygın tedavi yöntemidir. Polip kolayca görülemiyorsa, daha gelişmiş cerrahi teknikler kullanılabilir. Bazı kedilerde orta kulak kronik olarak enfekte olur ve temizlenmesi için bulla osteotomisi adı verilen cerrahi bir prosedür gerekir. Kedilerde Polipin Çıkarılması Sonrası İyileşme Süreci Kedilerde poliplerin çıkarılması mükemmel bir prognozla (tahmini iyileşme şansı öngörüsü) sonuçlanır. AMC veterinerleri tarafından yayınlanan bir çalışmada, polipektomi sonrası sonuçları uzun vadede izlenen 29 kedinin hepsinde iyi olmuştur. Polipler ara sıra yeniden büyür, ancak prognoz yeniden çıkarıldığında bile sonuç hala mükemmeldir. Doğa ile uyumun getirdiği sağlıkla, huzurla ve güvenle... Kaynak ve Referanslar 1 2 3 4 5

  • Stres Hormonları ve Etkileri

    Hepimiz daha önce stresi deneyimlemişizdir. Bazıları bunu bunaldığımızda, endişelendiğimizde veya korktuğumuzda hissettiğimiz duygu olarak tanımlar. Bunlar doğru ama bu kadar değil. Esasen stres, vücudun kendisine yapılan herhangi bir talebe verdiği belirsiz tepkidir. Başka bir deyişle, stres vücudun ekstra enerji veya çaba gerektiren her şeye tepki verme şeklidir. Stres, diğer her şeyde olduğu gibi, insana özgü değildir. İnsanın sadece bir parçası olduğu doğadaki hemen hemen tüm organizmalar, tehditlere yanıt vermelerine yardımcı olan hızlı etkili stres tepkilerine sahiptir; ancak stres altında olmak enerji gerektirir ve kronik stres zararlı olabilir. Stresin vücutta kendini göstermesinin yollarından biri hormonların salgılanmasıdır. Bu hormonlar, vücudu savaş ya da kaç durumuna hazırlayarak stresli durumlarla başa çıkmamıza yardımcı olmak için tasarlanmıştır. Bu ilkel hayatta kalma mekanizması beynimize ve vücudumuza yerleşmiştir ve tehlikeye hızlı ve etkili bir yanıt vermemizi sağlar. Ancak günümüzün dünyasında hem insanlar hem de onlarla yaşayan hayvanlar, stresin farklı versiyonlarını da deneyimliyor. Bu versiyonlar, stresin bedenlerimiz tarafından bilinen versiyonundan farklı olarak hareket gerektirmeyebiliyor. Bugün en yaygın stres hormonlarından bazılarını ve bunların etkilerini inceleyeceğiz. Stres Hormonları Nelerdir? Stres yaşadığımızda, vücudumuz epinefrin (adrenalin) , kortizol ve norepinefrin gibi hormonlar salgılar. Bu hormonlar, kalp atış hızımızı, kan basıncımızı ve kan şekeri seviyelerimizi artırarak stresli durumlarla başa çıkmamıza yardımcı olmak için tasarlanmıştır. Kortizol Kortizol, ana stres hormonudur. Böbrek üstü bezleri tarafından strese yanıt olarak salgılanan bir steroid hormondur. Vücutta birçok farklı etkiye sahip olabilir. Katekolaminlerin aksine (büyük patlamalarla salgılanan bir grup stres hormonu), kortizol daha az miktarda ancak sürekli olarak salgılanır. Bunun nedeni, kortizolün vücudun uzun vadeli stres tepkisinde yer almasıdır.  Kortizolün birçok işlevi vardır, ancak ana rollerinden biri vücudun strese yanıt vermesine yardımcı olmaktır. Bunu Kan şekeri seviyelerini ve enerji üretimini arttırarak , Sindirim, üreme ve bağışıklık gibi temel olmayan işlevleri baskılayarak , Böylece vücudun kaynaklarını daha acil konulara yönlendirerek — stresli bir durumla başa çıkmak gibi — gerçekleştirir. Kortizol önemli bir hormon olsa da, fazlası sorun olabilir. Kortizol seviyeleri sürekli yüksek olduğunda Su içmede artış İdrarda artış İştahta artış ya da azalma Artan kilo ya da zayıflama Uyuşukluk Kas zayıflığı Diyabet Fazla tüy dökülmesi Cilt hastalıkları gibi durumlar yaşanmaya başlar. Katekolaminler  Katekolaminler, epinefrin (adrenalin), norepinefrin (noradrenalin) ve dopamin içeren bir hormon grubudur. Bu hormonlar, insan vücudunda nörotransmitter olarak işlev görür ve vücudun strese yanıt vermesine yardımcı olmak için sinir hücreleri (nöronlar) arasında sinyaller gönderir. Katekolaminler duygusal strese yanıt olarak salgılanır ve kalp atış hızını, kan basıncını ve kan şekeri seviyelerini artırmaya yardımcı olur. Katekolaminler ayrıca vücudun algılanan tehditlerle başa çıkmanın doğal yolu olan "savaş ya da kaç" tepkisinde de rol oynar. Epinefrin (Adrenalin) – Epinefrin, "savaş ya da kaç" tepkisiyle en çok ilişkilendirilen hormondur. Büyük miktarlarda salgılanır ve kalp atış hızını, kan basıncını artırmak gibi vücut üzerinde bir dizi etkiye sahiptir. Epinefrin ayrıca enerji üretimini ve kaslara giden kan akışını artırır. Epinefrin kısa vadeli durumlarda yardımcı olabilirken, fazla epinefrin kaygıya, sinirliliğe ve uyku zorluğuna yol açabilir. Norepinefrin (Noradrenalin) – Norepinefrin epinefrine benzerdir ancak daha az miktarda salgılanır. Ayrıca kalp atış hızını ve kan basıncını artırmak gibi vücut üzerinde çeşitli etkileri vardır. Norepinefrin ayrıca uyanıklığı ve dikkati artırır. Vücutta dopaminden üretilen dopaminin bir metabolitidir. Epinefrin gibi, fazla norepinefrin kaygıya, sinirliliğe ve uyku zorluğuna yol açabilir. Dopamin – Dopamin, ruh hali, motivasyon ve zevkte rol oynayan bir nörotransmitterdir. Bazen "ödül hormonu" olarak bilinir çünkü iyi hissettiren bir şey yaptığımızda salgılanır. Dopamin ayrıca stres tepkisinde de rol oynar. Ancak araştırmacıların hala araştırdığı karmaşık bir ilişkidir. Dopaminin stresle başa çıkmak için gerekli olduğu bilinir çünkü çeşitli çevresel uyaranlara uyum sağlamayı sağlamaktadır. Vazopressin  Vazopressin (antidiüretik hormon olarak da bilinir) vücuttaki  kan basıncını ve su metabolizmasını düzenlemeye yardımcı olan bir hormondur. Hipotalamusta (beynin bir bölgesi) üretilir ve hipofiz bezinde (beynin altında bulunan küçük bir bez) depolanır. Vücut fiziksel veya psikolojik stres yaşadığında dolaşıma salınır. Kan dolaşımına girdiğinde, vazopressin kan damarlarındaki reseptörlere bağlanır ve kan damarı daralmasını artırır ve kan basıncında artışa neden olur. Ayrıca, böbreklere idrardan daha fazla su emmeleri için sinyal vererek daha az idrar üretimine yol açar ve fiziksel stres zamanlarında (örneğin, egzersiz sırasında) dehidrasyonu önlemeye yardımcı olur.  Fazla vazopressin   salgılanması, Baş ağrısına Denge sorunlarına Kafa karışıklığı, hafıza sorunları, garip davranışlar ve bunlara bağlı öfke gibi zihinsel değişikliklere neden olabilir. Stres Kedi ve Köpeklerin Sağlığını Nasıl Etkiler? Kaynaklara da eklediğimiz bir çalışma, stresin köpeklerin ömrünü kısaltabileceğini ve hastalık vakalarını artırabileceğini göstermiştir. Özetle kedi ve köpeklerde stres; Bağışıklık sistemini zayıflatabilir, Kalp sorunlarına neden olabilir, Solunum sorunlarına neden olabilir, Sindirim ve boşaltım sistemi sorunlarına neden olabilir, Cilt rahatsızlıklarına neden olabilir, Fazla tüy dökülmesine neden olabilir, Uzun vadeli davranış sorunlarına neden olabilir, Erken yaşlanmaya ve erken ölüme neden olabilir. Bu noktada hayatımızı paylaştığımız patili bireylerin sadece yemek yemesi, su içmesi ve tuvalet ihtiyacını sağlamanın, sağlıklı ve kaliteli yaşamları için yeterli olmadığını net olarak görüyor olmalıyız. Onlarla empati kurmak, karakterlerini tam olarak anlamak ve her birinin karakterinin birbirinden farklı olduğunu gözlemleyip duruşumuzu buna göre şekillendirmek de temel bir gerekliliktir. Sormak istediğiniz her soru, yardımcı olabileceğimiz her konu için daima buradayız. Doğa ile uyumun getirdiği sağlıkla, huzurla ve güvenle... Kaynak ve Referanslar 1 2 3 4 5 6 7 8 9

  • Köpeklerde Kaygı veya Anksiyeteye Karşı Ev Yapımı Sakinleştirici Ödül Maması Tarifleri

    Köpeklerde kaygı veya anksiyetenin birçok sebebi olabilmekle birlikte sakinleştiriciler ne yazık ki kalp sağlığı için uzun vadede oldukça zararlıdır ve bu gerçeği, sakinleştirici takviye edici gıdaların doğal içeriğe sahip olması da değiştiremez. Çünkü bitkisel ilaçlar da aktif bileşenler içerir ve bir aktif bileşen bitkinin geri kalanından izole olarak kullanıldığında etkisini kaybedebileceği gibi daha az güvenli hale de gelebilir. Bu nedenle sadece bitkilerden yapılıyor olması değil , bitkinin ne olduğu, etkinliği ve kullanılan aktif bileşenine hakimiyet dahil olmak üzere bitkiye ve spesifik olarak hayvan sağlığına her yönüyle hakim olmak da oldukça önemlidir. Bu yazımızda bitkiyi bir takviye edici gıda olarak değil, doğrudan gıda olarak kullanarak zararından korunuyor ve yarının tadını çıkarıyor olacağız. Önce: Köpeklerdeki Kaygıyı Anlamak Köpeklerde kaygı ya da anksiyete Sık sık volta atmak Sık havlamak Sinirlilik Saklanma Bir aktivitede bulunmadığı halde ağızdan nefes almak Fazla salya akıtma Takıntılı ve zorlayıcı davranışlar, Saldırgan davranışlar Aşırı temizlik veya yalama sonucu oluşan cilt enfeksiyonları gibi çeşitli şekillerde kendisini gösterir. Hayatınızdaki patili bireyde bu belirtilerden herhangi birini fark ederseniz, altta yatan herhangi bir tıbbi rahatsızlığın olup olmadığını kontrol etmek için öncelikle güvenilir ve alanında uzman veteriner hekiminizi ziyaret etmeniz önemlidir. Varsa tıbbi sorunlar ortadan kaldırıldıktan sonra, Dengeli beslenme, Düzenli egzersiz, Rutin oluşturmak ve buna bağlı kalmak, Sakinleştirici klasik müzik, Yeterli ve rutin ilgi Ve ev yapımı sakinleştirici ödüller ile geçici ve yan etkileri de olan kısa vadeli çözümler değil, kalıcı olarak anksiyete sorununuz çözülecektir. Köpekler İçin Ev Yapımı Sakinleştirici Ödüllerin Faydaları Köpekler için ev yapımı sakinleştirici ödüller, köpeklerde hafif ila orta düzeyde kaygı durumlarını yatıştırmak için idealdir. Seyahat kaygısı Ayrılık kaygısı Gürültü kaygısı Uyku yoksunluğu gibi çeşitli stres yaratan durumlar için faydalıdır. Not: Ev yapımı sakinleştirici köpek ödülleri, şiddetli kaygı yaşayan köpekleri sakinleştirmede etkisizdir. Eğer köpeğiniz bu davranış probleminden muzdaripse, onun için en iyi tedavi türünü belirlemek amacıyla güvenilir ve alanında uzman bir veteriner hekim ve köpek davranış uzmanıyla birlikte çalışınız Bu sakinleştirici ödülleri, kaygı davranışı gösterirken ya da gösterdikten hemen sonra vermeyiniz. Bu durumda mevcut davranışın ödüllendirildiğini düşünecektir. Gözlemleriniz sonucunda bu davranışı gerçekleiştireceği zamandan önce ya da bu kaygı veya anksiyete atağı geçtikten hemen sonra, tekrar gerçekleşmemesi için veriniz. 1. Köpeklerde Kaygı veya Anksiyeteye Karşı Papatya İçeren Sakinleştirici Ödül Maması Tarifi Papatya kas gevşetici ve hafif yatıştırıcı olarak işlev görür. Papatyayı, köpeğinizin kaygısını yatıştırmaya yardımcı olmak için çeşitli şekillerde kullanabilirsiniz. Kuruttuğunuz papatyayı olabildiğince toz haline getirerek köpeğinizin yaş mamasına karıştırabilir, sakinleştirici bir "bitki çayı" hazırlamak için su kabına ekleyebilir veya Ev yapımı köpek ödüllerinde bir bileşen olarak kullanabilirsiniz. Tarif Linki 2. Köpeklerde Kaygı veya Anksiyeteye Karşı Kedi Otu Kökü (Valerian Root) İçeren Sakinleştirici Ödül Maması Tarifi Kediotu kökünün kaygı giderici özellikleri birçok çalışma ile kanıtlanmış ve bu da onu kaygı giderici ilaçlara potansiyel bir alternatif haline getirmiştir. Ev yapımı kediotu kurabiyeleri, ayrılık kaygısı olan köpekleri sakinleştirmek için mükemmel bir seçenektir. Tarif Linki 3. Köpeklerde Kaygı veya Anksiyeteye Karşı Ginkgo Biloba İçeren Sakinleştirici Ödül Maması Tarifi Ginkgo bilobanın da kaygı giderici özellikleri birçok çalışma ile kanıtlanmıştır. Ginkgo biloba'nın köpeklerde kaygı, depresyon ve düzensiz uyku düzeni gibi yaşa bağlı köpek davranış sorunlarını azalttığı gözlemlenmiştir. Tarif Linki Köpekler için en etkili sakinleştirici ödül maması hangisidir? Her köpek sakinleştirici ödül her köpek için farklı şekilde işe yarar. Yani köpeğiniz için işe yarayan bir tarif bir diğer köpekte aynı etkiyi yaratmayabilir. Hayatınızdaki patili birey için en iyi sakinleştirici ödülü bulmak biraz deneme yanılma gerektirecektir. Köpeğinize her gün sakinleştirici ödül maması verebilir misiniz? Köpekler için sakinleştirici ödüller günlük olarak verilebilir ancak ölçülü olarak ve yalnızca gerekli olduğunda kullanılmalıdır. Köpek sakinleştirici ödüllerinde kullanılan otlar günlük olarak tüketilmek üzere tasarlanmamıştır ancak belirli durumlarda stresi ve kaygıyı azaltmak için köpeğin beslenme rutinine eklenebilir. Köpeğinize düzenli olarak yeni takviyeler veya ödüller vermeden önce güvenilir ve alanında uzman bir veteriner hekime içerik bilgisi ile birlikte danışmanız önemlidir. Köpekleri sakinleştiren ödüllerin olası yan etkileri var mıdır? Hassas mideli köpekler sakinleştirici ödülleri yedikten sonra hafif ishal yaşayabilirler. Ancak bu durum genellikle kendiliğinden düzelir. Küçük doz aşımı köpeklerin daha uykulu ve uyuşuk olmasına yol açabilir. Çoğu durumda, bu semptomlar yavaş yavaş ortadan kalktığı için veteriner hekim müdahalesi gerekmez. Ancak, ciddi doz aşımında kusma, düşük vücut ısısı ve koordinasyon eksikliği gibi endişe verici yan etkiler görülür. Köpeğiniz bu belirtileri gösteriyorsa onu acilen bir veteriner hekime götürünüz. Köpeğinize sakinleştiren ödüllerin etki etmesi ne kadar zaman alır? Köpeğinize stresli bir durumdan 40 dakika önce sakinleştirici ödüller verin, böylece etken maddelerin etki etmesi için daha fazla zaman tanımış olursunuz. Genel olarak sakinleştirici köpek ödülleri 8 saate kadar etkisini koruyabilir. Özetle Bitkilerin doğrudan kendileri ile yapılan sakinleştirici köpek ödülleri hafif ila orta düzeyde kaygıyı yatıştırabilir. Ancak hayatınızdaki patili bireye bu ürünleri aşırı miktarda vermemeye dikkat edin, çünkü büyük dozlar sedasyona neden olabilir. Kaynaklar ve Referanslar 1 2 3 4 5 6 7 Doğa ile uyumun getirdiği sağlıkla, huzurla ve güvenle...

  • Kedi ve Köpeklerdeki Hangi Hastalıklarda Diş Eti Nasıl Olur?

    Diş etlerinin rengi, kedi ve köpeklerin genel sağlığı hakkında çok şey söyleyebilir. Kedi ve köpeklerde diş eti renk değişiklikleri bir dizi durum ve faktörden kaynaklanır. Çünkü diş etlerine kan sağlayan, kılcal damarlar olarak da bilinen küçük kan damarlarıdır ve belirli hastalıklar diş etlerinde görülen kanın rengini değiştirebilir. Hayatınızdaki patili bireylerin diş eti rengini takip etmek, iç sağlığını kontrol ve değişiklikleri takip edebilmek için harika bir yoldur. Kedilerde ve Köpeklerde Diş Eti Mor, Gri ya da Mavi Olursa Genellikle zayıf dolaşım veya azalmış oksijenasyona işaret eder. Bunlar en sık kalp hastalığı, şiddetli hipotermi, düşük kan basıncı veya solunum yolu hastalıklarıyla birlikte görülür. Kedilerde ve Köpeklerde Diş Eti Koyu Kırmızı Olursa Toksin alımının (zehirlenmenin) bir işareti olabileceği gibi  sıcak çarpması ve şiddetli hipertansiyon (yüksek tansiyon) sebebiyle de görülür. Kedilerde ve Köpeklerde Diş Eti Parlak Kırmızı Olursa Gingivits veya diğer oral enfeksiyonların semptomu olabilir. Yavrularda, dişlerin diş eti çizgisiyle birleştiği yerin böyle olması normaldir. Yaşlılarda, belirli virüsler ve böbrek hastalıkları, hafif kızarık (bazen kanayan) diş etleri olarak görülen oral ülserasyona neden olabilir. Kedilerde ve Köpeklerde Diş Eti Sarı Olursa Kanda bilirubin birikmesi anlamına gelen sarılıkla, kırmızı kan hücreleriyle, safra kesesi hastalığıyla ve diğer organlarla ilgilidir. Bu semptomun altta yatan nedenleri ölümcül olabilir, göz ardı edilmemelidir. Kedilerde ve Köpeklerde Diş Eti Beyaz Olursa Beyaz diş etleri, anemi, şok, kan pıhtılaşma bozuklukları, iç kanama veya kalp hastalığı gibi çeşitli sağlık sorunlarına işaret edebilir. Soluk diş etlerinin olası nedenleri arasında ise soğuk hava, hareketsiz davranış, parazitler, şok, ağrı, anemi, dehidratasyon bulunur. Kedilerin ve Köpeklerin Diş Etinde Lekeler Olursa Diş etlerindeki kahverengi veya siyah lekeler bazı ırklarda normal olabilir. Ama eğer bunlar hayatınızdaki patili bireyde ilk yetişkinliği itibariyle olmayan, yeni lekelerse veya diş etlerindeki büyümelerle ilişkiliyse, kanserli veya viral sorunların belirtileri olabilir. Kediler ve Köpeklerde Sağlıklı Diş Eti Rengi Kediler ve köpekler için sağlıklı diş eti rengi, tıpkı insanlarda olduğu gibi, pembe/somon rengidir. Daima sağlık dolu, pembe diş etleri dileğiyle... Doğa ile uyumun getirdiği sağlıkla, huzurla ve güvenle…

  • Omega-3 Eksikliği Belirtileri

    Bu yazımızda, omega-3 eksikliğinin 5 olası belirtisini ve semptomunu, omega-3 eksikliğiniz olup olmadığını nasıl belirleyeceğinizi ve omega-3 alımınızı nasıl artıracağınızı anlatacağız. Omega-3 'ler bir tür çoklu doymamış yağ asididir (PUFA). Gıdalardaki önemli omega-3'ler arasında eikosapentaenoik asit (EPA) ve dokosaheksaenoik asit (DHA) ile bunların temel öncüsü alfa-linolenik asit (ALA) bulunur. Omega-3 eksikliğine sahip olmak, vücudunuzun yeterli omega-3 yağı almadığı anlamına gelir. Bu sizi olumsuz sağlık etkileri riskine sokabilir. Bilimsel Temel Bu yazımızda listelenen işaretler ve semptomlar ön araştırmalara dayanmaktadır. Bugüne kadar, birkaç çalışma özellikle omega-3 eksikliğinin işaretlerini ve semptomlarını araştırdı. Bu nedenle, buradaki çalışmaların çoğu benzer ancak farklı bir şeyi analiz etti: Omega-3'lerin sağlık yararlarını. Omega-3 eksikliğini teşhis etmek için şu anda standart bir test bulunmamaktadır. Ancak omega-3 seviyelerini analiz etmenin birkaç yolu bulunur. Bu konuyu daha net anlamak için, bilim insanlarının özellikle omega-3 eksikliğinin işaretlerini ve semptomlarını daha fazla araştırmaları ve araştırmacıların bunu tanımlamak için daha iyi testler geliştirmeleri gerekebilir. Omega-3 Eksiliğinin 5 Olası Belirtisi 1. Cilt Sorunları Vücutta omega-3 yağları eksikse, bunu fark edebileceğiniz ilk yerlerden biri cildiniz olabilir. Örneğin, Hassas cilt, Kuru cilt, Aknede alışılmadık bir artış omega-3 eksikliğinin bir işareti olabilir. Çünkü omega-3 yağları, cilt bariyerlerinin bütünlüğünü iyileştirerek nem kaybını önler ve cildi, kuruluğa ya da pürüzlü yapıya yol açabilen maddelerden korur. Küçük bir çalışmada kadınlara 3 ay boyunca günlük 1/2 çay kaşığı (2,5 ml) ALA açısından zengin keten tohumu yağı verildi. Bunu alan kadınlar, plasebo alanlara kıyasla cilt pürüzlülüğünde ve cilt nemlenmesinde yaklaşık %40 artış yaşadı. 20 haftalık bir çalışmada, kuru ve tahriş olmuş cilde neden olan bir rahatsızlık olan atopik dermatit i olan kişilere günlük omega-3 açısından zengin kenevir tohumu yağı verildi. Katılımcılar daha az kuruluk ve kaşıntı yaşadılar ve topikal ilaca daha az ihtiyaç duydular. Ek olarak, normalden daha fazla akne oluşumu bazı kişilerde omega-3 eksikliğinin dolaylı bir göstergesi olabilir. Çünkü çalışmalar omega-3'lerin iltihabı azalttığını göstermiştir ve bilim insanları akneyi iltihabın tetikleyebildiğini belirtmektedir. Bunu doğrudan destekleyen çalışmalar da mevcuttur. İlginç bir şekilde, bazı çalışmalar EPA ve DHA takviyeleri almanın cildinizin ultraviyole ışığa olan hassasiyetini azaltabileceğini de bulmuştur. Bir çalışmada, 3 ay boyunca günde 4 gram EPA alan katılımcıların güneş yanığına karşı dirençlerinde %136'lık artış görülmüştür. Özetle: Yeterli miktarda Omega-3 almak akneyi, ciltte nem kaybını ve güneş hassasiyetini azaltmaya yardımcı olabilir. Öte yandan, kuruluk, artan akne ve cilt kızarıklığı omega-3 eksikliğine işaret ediyor olabilir. 2. Depresyon Omega-3 yağları beynin temel bir bileşenidir ve nöroprotektif (~ nöron hasarını iyileştiren ya da hasar oluşumu önleyen) ve anti-inflamatuar etkileri olduğu bilinmektedir. Alzheimer hastalığı, bunama ve bipolar bozukluk gibi nörodejeneratif (~ beyin fonksiyonunda bozulmadan kaynaklanan) hastalıkların tedavisine dahi yardımcı olabilirler. Birçok çalışma düşük omega-3 durumu ile daha yüksek depresyon insidansı (~ olasılığı) arasında bir korelasyon (~ doğrusal ilişki) olduğunu göstermektedir. 2.160 katılımcının yer aldığı 26 çalışmanın bir analizi , omega-3 takviyelerinin alınmasının depresif semptomlar üzerinde faydalı bir etkiye sahip olduğu nu bulmuştur. Özellikle, günde 1 gram veya daha az bir dozajda alınan en az %60 EPA içeren bir omega-3 takviyesinin faydalı olduğu görülmüştür. 6 çalışma ve 4.605 katılımcının sistematik bir incelemesi ve analizi, günde ortalama 1,3 gram omega-3 alımının, plaseboya kıyasla yaşlı yetişkinlerde hafif ila orta düzeyde depresyon semptomlarını azalttığı sonucuna vardı. Bir başka çalışma ise yaşam boyu yetersiz omega-3 yağları alımının beynin nöronal yollarında değişikliklere neden olduğunu ve depresyon a yol açtığını buldu. Birçok faktör zihinsel sağlık bozukluklarının gelişimine katkıda bulunurken, omega-3 açısından zengin bir diyet bazı zihinsel sağlık koşullarının riskini azaltmaya yardımcı olabilir. Depresyon taraması yaptırmak ve uygun tedavi stratejilerini belirlemek için sağlık uzmanınıza danışınız. Özetle: Depresyonu olan birçok kişide omega-3 düşüklüğü görülmektedir ve çalışmalar, yeterli miktarda Omega-3 almanın bazı kişilerde zihinsel sağlık semptomlarını iyileştirmeye yardımcı olabileceğini göstermektedir. Omega-3 yağları beyin fonksiyonu için önemlidir, bu nedenle yeterli miktarda almak oldukça önemlidir. 3. Göz Kuruluğu Omega-3 yağları, göz nemini ve gözyaşı üretimini korumak da dahil olmak üzere göz sağlığında rol oynar. Bu nedenle, birçok sağlık hizmeti sağlayıcısı kuru göz sendromunu hafifletmeye yardımcı olmak için omega-3 takviyeleri reçete eder. Göz kuruluğu olan 64 yetişkin üzerinde yapılan yüksek kaliteli bir çalışmada omega-3 almanın etkileri incelendi. Bir katılımcı grubu, her biri 180 mg EPA ve 120 mg DHA içeren iki günlük kapsül tüketti. Diğer katılımcı grubu plasebo aldı. 30 gün sonra, omega-3 takviyesi alan kişilerde daha az gözyaşı buharlaşması , iyileşmiş kuru göz semptomları ve daha fazla gözyaşı üretimi görüldü. Ayrıca, 3.363 kişi yi içeren 17 çalışmanın bir analizinde, araştırmacılar omega-3 takviyesi almanın plasebo almaya kıyasla kuru göz semptomlarını önemli ölçüde azalttığı nı buldular. Buna karşılık, diğer çalışmalar omega-3 takviyeleri almanın zeytinyağı almaya kıyasla kuru göz semptomlarında hiçbir fark yaratmadığı nı bulmuştur. Bununla birlikte, birçok sağlık durumu kuru göz semptomlarına katkıda bulunabilir. Bu nedenle, kuru gözler veya gözle ilgili diğer semptomlar yaşıyorsanız sağlık uzmanınızla görüşmeniz önemlidir. Özetle: Omega-3 yağları göz sağlığında önemli bir rol oynar ve kuru göz semptomlarını azaltmaya yardımcı olabilir. Olağandışı göz kuruluğu ve tahrişi fark ettiyseniz, omega-3 alımınızı artırmanız gerekebilir. 4. Eklem Ağrısı ve Eklem Sertliği Yaşlandıkça eklem ağrısı ve sertliği yaşamak yaygındır. Bu, kemikleri kaplayan kıkırdağın parçalandığı osteoartrit adı verilen bir rahatsızlıkla ilişkili olabilir. Alternatif olarak, romatoid artrit (RA) adı verilen iltihaplı bir otoimmün rahatsızlıkla da ilişkili olabilir. Bazı çalışmalar, omega-3 takviyeleri almanın eklem ağrısını azaltmaya ve kavrama gücünü artırmaya yardımcı olduğunu bulmuştur. Araştırmalar ayrıca PUFA'ların osteoartritte yardımcı olabileceğini göstermektedir, ancak daha fazla insan çalışmasına ihtiyaç vardır. Bir başka araştırma omega takviyelerinin romatoid artrit (RA) hastalarında hastalık aktivitesini azaltmaya ve hastalığı olan kişilerde semptomları iyileştirmeye yardımcı olabileceğini göstermektedir. Eklem ağrısında veya ilgili artrit semptomlarında bir artış fark ettiyseniz, omega-3 yağ durumunuz düşük olabilir ve takviyeler almak yardımcı olabilir. Bununla birlikte, eklem ağrısı veya artrit semptomları yaşıyorsanız sağlık uzmanınızla görüşmeniz önemlidir. Uygun tedaviyi belirlemenize yardımcı olabilirler. Özetle: Yeterli miktarda Omega-3 almanın eklem ağrısı ve sertliğini azaltmaya yardımcı olma konusunda umut verici sonuçları gösterilmiştir, ancak bilim insanlarının bunu araştırmak için insanlarda daha fazla araştırma yapması gerekmektedir. 5. Saç Sağlığı Omega-3, cildin nemini korumasına yardımcı olduğu gibi saçın sağlıklı kalmasına da yardımcı olur. Saç dokusu, bütünlüğü ve yoğunluğundaki değişiklikler omega-3 eksikliği belirtisi olabilir. 6 aylık bir çalışmada 120 kadın katılımcıya günlük bir takviye olarak omega-3'ler, omega-6 yağları ve antioksidanlar verildi. Çalışmanın sonunda takviyeyi alanlar kontrol grubuna kıyasla daha az saç dökülmesi ve d aha fazla saç yoğunluğu yaşadılar. Köpeklerle yapılan bir çalışmada EPA ve DHA almanın hayvanların kanındaki ve tüylerindeki yağ asidi bileşimini iyileştirdiği bulundu. Buldukları yağ asidi bileşimi yüksek tüy kalitesi yle ilişkiliydi. Saç dökülmenizde artış varsa veya saçınızın inceldiğini veya kuru, kırılgan bir yapıda olduğunu fark ettiyseniz omega-3 takviyeleri almak yardımcı olabilir. Özetle: Omega-3, saçın yoğunluğunu, dokusunu ve gücünü korumaya yardımcı olur. Yeterli miktarda omega-3 almak saç dökülmesini, incelmesinin ve kuruluğunun önlenmesine yardımcı olabilir. Omega-3 Eksikliği Nasıl Teşhis Edilir? Omega-3 eksikliğini teşhis etmek için standart bir test yoktur. Ancak, gerekirse omega-3 seviyelerini analiz etmenin yolları vardır. Öncelikle, kan örneği alınabilir ve kan yağlarındaki veya kan plazmasındaki omega-3 seviyeleri analiz edilebilir. Bu, toplam fosfolipid yağ asitlerinin ağırlıkça yüzdesi olarak ifade edilir. Ayrıca kırmızı kan hücrelerinin yağ asidi bileşimi analiz edilerek omega-3 durumu dolaylı olarak değerlendirilebilir. Bu yaklaşım, birkaç ay boyunca uzun vadeli diyet yağ alımına bakar ve genel omega-3 alımı hakkında bir fikir verebilir. Kandaki yağ asidi miktarının en son ne yendiği ve ne zaman yendiğine bağlı olarak önemli ölçüde değişebileceğini unutmamak önemlidir. Bu nedenle kandaki lipitleri değerlendirmek için kan örneği vermeden önce bir gece aç kalınmalıdır. Özetle: Omega-3 eksikliğini teşhis etmek için standart bir test yoktur, ancak klinisyenlerin kan yağ bileşimini değerlendirmek ve biraz rehberlik sağlamak için kullanabileceği birkaç laboratuvar testi vardır. Omega-3 Seviyesi Nasıl Yükseltilir? Chia tohumları ve diğer bitkisel gıdalar gibi bazı yiyecekler omega-3 yağ asidi ALA içerir. Çoğunlukla hayvansal bazlı olan balık ve diğer yiyecekler DHA ve EPA içerir. ALA, DHA ve EPA'nın öncüsüdür, bu da vücudunuzun bir kısmını bu iki omega-3 yağ asidine dönüştürebileceği anlamına gelir. Yağlı balıklar, EPA ve DHA'nın en iyi besin kaynaklarıdır. Bunlara somon, ringa balığı, alabalık, uskumru, levrek ve sardalya dahildir. Yine de, diyetinize iyi ALA kaynakları da dahil etmelisiniz. En iyi ALA kaynaklarından bazıları bitkisel yağlar, keten tohumları, chia tohumları ve cevizdir. Balık yağı veya kril yağı ile yapılan DHA ve EPA takviyeleri de alabilirsiniz. Vegan ve Vejetaryenler Omega-3 Seviyesini Nasıl Yükseltebilir? Bitki bazlı beslenen çoğu insan diyetlerinde yeterli omega-3 alma konusunda sorun yaşamaz. Bir çalışma, vegan diyetleri uygulayan insanların ortalama olarak omega-3 yağları için önerilen miktarların üzerinde alım yaptığını bulmuştur. Alglerden elde eden vegan omega-3 takviyeleri de mevcuttur. Çalışmalar, alglerden elde edilen omega-3'ün omega-3 seviyesini artırmada etkili olduğunu göstermektedir. Aynı zamanda; Bir yemek kaşığı keten tohumu nda 2,4 gram Omega-3 bulunur. Bir porsiyon chia tohumu nda 5 gram Omega-3 bulunur. Yarım su bardağı fasulye de 0,10 gram Omega-3 bulunur. 25 gram ceviz de 2.6 gram Omega-3 bulunur. Yarım su bardağı soya fasülyesi nde 0,28 gram Omega-3 bulunur. Özetle: Vegan ya da vejetaryen olanlar için daha kolay olsa da, her durumda Omega-3 seviyesini iyileştirmek mümkündür. EPA, DHA ve ALA'nın alımını artırmak yeterlidir. Ciddi bir eksikliğiniz olabileceğinden endişeleniyorsanız, bir sağlık uzmanına danışınız. Günde Ne Kadar Omega-3 Alınmalı? Günlük omega-3 ihtiyacı yaşa, cinsiyete ve vücuttaki omega-3 yağ asidi seviyelerine göre değişir. Bebekler in günde 0,5-0,7 gram kadar Omega-3 alması gerekirken, Küçük çocuklar 0,9 gram Omega-3 almalıdır. Çocuklar ın her gün alması gereken Omega-3 miktarı 0,9 gram iken, Ergen ve yetişkinler in alması gereken Omega-3 miktarı cinsiyete göre değişmektedir. Kadınlar ın günde 1,1 gram Omega-3 alması yeterliyken, erkekler in alması gereken Omega-3 miktarı 1,6 gram dır. Özetle: 0-6 Ay | 0,5 gr 7-12 Ay*  | 0,5 gr 1-3 Yaş* | 0,7 gr 4-8 Yaş** | 0,9 gr 9-13 Yaş** | 1,1 gr 14-51 Yaş**  | Kadın: 1,1 gr / Erkek: 1,6 gr Hamile  | 1,4 gr Emziren  | 1,3 gr {*}Toplam Omega-3 , {**}ALA Doğa ile uyumun getirdiği sağlıkla, huzurla ve güvenle... Kaynaklar ve Referanslar 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45

  • Omega-3 Yağ Asitleri Nelerdir? Basit ve Anlaşılır Bir Dille: Balık Yağı, Somon Yağı ve Fazlası

    Balık Yağı Nedir? Balık yağı, soğuk su balıklarından elde edilen bir takviyedir. Balık yağı söz konusu olduğunda akla ilk gelen, elbette somon yağıdır. Vahşi Alaska Somon Yağı, diğer balıklardan daha yüksek besin içeriğiyle bilinir. Daha yüksek Omega-3 seviyelerine sahiptir. Ayrıca, eğer soğuk sıkım dahil (soğuk sıkım minimum 40 derecedir) ısıl işleme uğramadıysa birçok sağlık yararına sahip güçlü bir antioksidan olan astaksantin de içerir. Omega-3 Nedir? Omega-3 yağ asitleri, vücudun yiyeceklerden elde ettiği çoklu doymamış yağın bir biçimidir. Omega-3'ler (ve omega-6'lar) esansiyel yağ asitleri (EFA'lar) olarak bilinir çünkü vücut bu yağ asitlerini kendi başına üretemez ve dışarıdan alınması gerekir. Omega-3 yağ asitleri, üç önemli yağ türünden oluşan (ALA, DHA ve EPA) bir gruptur. Her türden yeterli miktarda almak, retinanın, beynin ve vücudun diğer bölümlerinin sağlıklı bir şekilde çalışmasına yardımcı olur. ALA (alfa-linolenik asit) çoğunlukla bitkilerde bulunurken, DHA (dokosaheksaenoik asit) ve EPA (eikosapentaenoik asit) çoğunlukla hayvansal gıdalarda ve alglerde bulunur. ALA ALA Nedir? Alfa-linolenik asit (ALA), beslenme rutinlerimizde bulunan en yaygın omega-3 yağ asididir. Vücut ALA'yı öncelikle enerji için kullanır. Ancak aynı zamanda ALA biyolojik olarak aktif omega-3 formları olan EPA ve DHA'ya da dönüştürülebilir. Ancak, bu dönüşüm süreci verimsizdir. ALA'nın yalnızca küçük bir yüzdesi aktif formlara dönüştürülür ALA Nelerde Bulunur? ALA Keten tohumu, Keten tohumu yağı, Kanola yağı, Chia tohumu, Ceviz, Kenevir tohumu ve Soya fasulyesi gibi yiyeceklerde bulunur. EPA EPA Nedir? Eikosapentaenoik asit (EPA) çoğunlukla başta somon balığı olmak üzere yağlı balık ve balık yağı gibi hayvansal ürünlerde bulunur. Bazı mikroalgler de (nori, spirulina ve chlorella) EPA içerir. Vücutta birkaç işlevi vardır. Bir kısmı DHA'ya dönüştürülebilir. DHA DHA Nedir? Dokosaheksaenoik asit (DHA), vücuttaki en önemli omega-3 yağ asididir. Beynin, retinanın ve vücudun diğer birçok bölümünün temel yapısal bileşenidir. EPA gibi, DHA da başta somon balığı olmak üzere yağlı balık ve balık yağı gibi hayvansal ürünlerde bulunur. Omega-3 yağ asitlerinin çoğunlukla hayvansal ürünlerde bulunması, vegan ya da vejetaryenlerin EPA ya da DHA eksikliği çekeceği anlamına gelmez çünkü doğru mikroalg takviyeleriyle bu ihtiyaç rahatlıkla karşılanabilir. ALA ise, birçok bitkisel gıdada bulunur. Omega-6 ile Omega-3 Oranı Omega-6 yağ asitleri de vücutta omega-3'ler gibi önemli rollere sahiptir. Her ikisi de iltihap ve kan pıhtılaşmasıyla ilgili çeşitli rollere sahip olan eikozanoidler adı verilen sinyal moleküllerini üretmek için kullanılır. Ancak, omega-3'ler iltihap önleyicidir ve bilim insanları çok fazla omega-6 yemenin bu yararlı etkilere karşı koyduğunu belirtmektedir. Batı beslenme kültüründe -popüler kültür kaynağı olduğundan tüm dünyaya yayıldığı da dikkate alınmalıdır- Omega-6 alımı Omega-3'lere kıyasla çok yüksektir. Bu nedenle oran şu anda Omega-6 tarafında yüksektir. Bu iki yağ arasında bir denge sağlamak -genellikle Omega-6 ile Omega-3 oranı (Omega-6, Omega-3 ratio) olarak adlandırılır- ve optimum sağlık için önemlidir. Omega-6'nın zararlı olduğunu gösteren yeterli kanıt olmasa da, çoğu sağlık uzmanı yeterli Omega-3 almanın sağlık için önemli olduğu konusunda hemfikirdir. Omega-6/Omega-3 yağ asidi oranının 1:1 ila 2:1 olması hedefi, diyet, nörogelişim ve genetik gibi evrimsel yönler üzerine yapılan çalışmalarla da tutarlı görünmektedir. Omega-3 Yağ Asitlerin Faydaları Nelerdir, Ne İşe Yararlar? Omega-3 yağ asitleri, özellikle DHA , beyin ve retinalar için hayati önem taşır. Özellikle hamilelerin ve emzirenlerin yeterli DHA alması önemlidir çünkü bu değişken, bebeğin sağlığını ve zekasını etkileyebilir. Ek olarak, yeterli Omega-3 alımı yetişkinler için güçlü sağlık yararları sağlayabilir. Bu, özellikle daha uzun zincirli formlar olan EPA ve DHA için geçerlidir. Kanıtlar karışık olsa da, çalışmalar Omega-3 yağ asitlerinin Meme kanseri, Depresyon, DEHB, Artrit, Çeşitli iltihaplı hastalıklar dahil olmak üzere her türlü hastalığa karşı koruma sağlayabileceğini göstermektedir Özetle: Omega-3 yağ asitleri, ALA, DHA ve EPA'nın oluşturduğu çoklu doymamış yağ ailesidir. Omega-3'ler (ve omega-6'lar) esansiyel yağ asitleri (EFA'lar) olarak bilinir çünkü vücut bu yağ asitlerini kendi başına üretemez ve dışarıdan alınması gerekir. Yüksek alım, iltihaplı hastalıklar ve depresyon riskinin azalmasıyla bağlantılıdır. Zengin ve doğal Omega-3 kaynakları arasında; başta somon yağı olmak üzere yağlı balıklar, keten tohumu yağı ve ceviz bulunur. Modern beslenme rutinlerimizde Omega-3 alımı düşük olduğundan, çoğu sağlık uzmanı beslenme rutinlerinde yeterli miktarda alamayan kişilere Omega-3 takviyeleri önermektedir. Doğa ile uyumun getirdiği sağlıkla, huzurla ve güvenle... Kaynaklar ve Referanslar 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19

  • Hayvanları Koruma Kanunundaki Değişiklikler Neden Geri Çekilmeli?(2): Kanun Maddeleri Yönünden İnceleme

    Bir vakayı, vakanın sorumlusu kabul edilenlerin tamamına atfetme barbarlarlığını toplum vicdanına yükleyen bu yasanın, maddeleri yönünden de sakat   olmasına dair detaylar: 1)   3. Maddenin (j) bendindeki "kontrollü hayvan" tanımı “sahipli hayvan” olarak değiştirilmiş ve kontrollü hayvan kavramı ortadan kaldırılmıştır. 5199 sayılı Kanunda, 13. Maddede sayılan haller (kanuni istisnalar ile tıbbi ve bilimsel gerekçeler ve gıda amaçlı olmayan, insan ve çevre sağlığına yönelen önlenemez tehditler bulunan acil durumlar) dışında öldürmek ve hayvanları toplamak yasak olduğu halde, sokaklarda ve barınaklarda, BU KANUN DEĞİŞİKLİĞİNDEN ÖNCE DE, her gün onlarca hayvanın şiddete maruz kaldığı, barınakta kontrol altındayken dahi kafasına kürekle vurularak vahşice öldürüldüğü, belediyelerin çoğunun yasa dışı toplamalar yaptığı bilinen bir gerçektir. Bu madde nedeniyle, tıpkı TBB 'nin de öngördüğü gibi, hayvanseverlerin bakım ve kontrolü altındaki zararsız köpekler dahi barınaklara hapsedilmekte, yeterli kapasitede barınak bulunmadığı için de çeşitli bahanelerle topluca öldürülmekte, ülkemizde soykırım boyutuna ulaşan bir katliam yaşanmaktadır. 2) Kanunun 4. Maddesinin (b) bendindeki “Evcil hayvanlar, türüne özgü hayat şartları içinde yaşama özgürlüğüne sahiptir. Sahipsiz hayvanların da sahipli hayvanlar gibi yaşamları desteklenmelidir ” maddesi tamamen kaldırılılmıştır. Sahipli hayvanlar ile sahipsiz hayvanlar arasında eşitliğe aykırı bu düzenleme Türkiye’nin kabul ettiği Unesco Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesinin 1. Maddesindeki “TÜM HAYVANLAR EŞİT DOĞAR VE EŞİT YAŞAMA HAKKINA SAHİPTİR” hükmüne, 2. Maddesindeki “BİR TÜR HAYVAN OLAN İNSAN DİĞER HAYVANLARI YOK EDEMEZ, HAYVANLARI KENDİ ÇIKARI İÇİN KULLANAMAZ” hükmüne açıkça aykırıdır.  Bununla, hayvanların kendi ortamlarındaki yaşama hakkı engellenmiş, ömür boyu barınaklara kapatılması öngörülmüştür. 3) Kanunun 3. Maddesindeki diğer düzenlemelerle 4. Maddenin (d) bendindeki "hiçbir çıkar gütmeden sokak hayvanlarına bakan kişiler ” ibaresi kanundan çıkarılmıştır. Böylece sokakta, bireylerin kendi bütçeleri ve imkanlarıyla, doğalarında olan hayvanlara yemek ve su verilmesi, tedavilerinin gerçekleştirilmesi yasaklanmış, bu hayvanların sadece sadece sahiplenilmelerine izin verilmiştir. Bu, “Sokaklardaki aç ve susuz hayvanlara yemek vermek istiyorsan hepsini evine al,” anlamına gelen, hayatın gerçeklerinden uzak, hayvanların barınaklarda hapsedilmesi ve öldürülmesi sonucunu doğuran bir düzenlemedir. 4) Kanunun 4. Maddesi ile 5199 sayılı Kanunun Sahipsiz ve Güçten Düşmüş Hayvanların Korunması başlığını taşıyan 6. maddesinde hayvanlar aleyhine önemli değişiklikler yapılarak hayvanların sokaklarda yaşama hakkı tamamen engellenmiş , yerel yönetimlerce rehabilite edilen hayvanların alındıkları ortama bırakılması düzenlemesi ortadan kaldırılarak barınaklarda tecrit yasal hale getirilmiş;  Mevcut yasada sadece  "Hayvan Sağlığı Zabıtası Kanununda öngörülen durumlar dışında öldürülmelerinin  yasak olduğu " ibaresi “kanuni istisnalar hariç öldürülmelerinin yasak olduğu” şeklinde değiştirilmek suretiyle başka kanunlarla da hayvanların öldürülmelerinin önü açılmıştır.   Sırf hayvanların infaz edilmesi için ülkedeki en yetkili ve yüksek makam sahiplerince, hukuki alanda böylesine büyük bir çaba sarf etmek bir ülke için vicdani bir utanç kaynağıdır. 5) Kanunun 16. Maddesinin b bendinde yapılan değişiklikle “ sahipsiz hayvan kaynaklı sorunlar ” ibaresi maddeye eklenerek mevcut yasada il hayvan koruma kurulları tarafından korunması gereken varlıklar olarak düzenlenmiş sahipsiz hayvanlar, böylece, hem de kendilerini koruması gereken kendi kanunlarında sorun kaynağı varlıklar olarak nitelendirilmişlerdir.  Ayrıca maddeye insan ve çevre sağlığına ilişkin önlemler alınması görevi eklenmiştir. Hayvanları Koruma Kanunu adını taşıyan bir kanunda, yasa tekniği gereği sadece hayvanların korunmasına, hayvan sağlığına ilişkin düzenlemelere yer verilmesi gerekir.  İl Hayvan Koruma Kurulunun görevi, adından da anlaşılacağı üzere hayvanın korunmasıdır. Ancak yapılan değişiklikle insanı hayvandan koruma , hayvanı mümkün olduğunda hapsetme , katletme düzenlemesi getirilmiştir. İnsan ve Çevre sağlığını ve güvenliğini düzenleyen başta Anayasa olmak üzere birçok yasa mevcut olup yapılan bu değişiklik ve eklemeler Hayvanları Koruma Kanununun amacı ve ruhu ile bağdaşmamaktadır.  6) 5199 sayılı Kanunun “Yerel hayvan koruma görevlilerinin sorumlulukları” başlığını taşıyan 18. Maddesinin yürürlükten kaldırılmıştır.   Yerel hayvan koruma gönüllüsü kurumunun kaldırılması ve hatta sahipsiz hayvanlara bakılmaması şeklinde bir düzenleme getirilmesi; akla, vicdana, insani ve etik değerlere ve Anayasa’nın çevrenin korunmasına ilişkin 56. Madde hükmüne aykırıdır. Bu hayvanlar, çevrenin bir unsurudur. Kanunun birçok yerinde Kamu Kurum ve Kuruluşlarının yetersiz kaldıkları ve görevlerini yerine getirmedikleri için hayvan sayısının arttığı açıkça veya zımnen kabul edilmektedir. Yerel hayvan koruma gönüllüleri yıllardır sokak hayvanlarının rehabilite edilmesinde birçok belediyeden çok daha fazla çalışmaktadırlar. Yerel hayvan koruma gönüllülerine ilişkin düzenlemeyi kaldırmak, yetersiz olduğu aşikâr olan bu kanunun sorunu çözmekten ziyade daha da derinleştireceği gerçeğini açıkça ortaya koymaktadır. 7) Bu kanundaki en anlaşılmaz husus ise hayvan satış ve üretimini yasaklayan bir düzenleme içermemesi, aksine satışın ve üretim varlığına dair maddelerin de yer almasıdır. Eğer amaç sokak hayvanı sayısının azaltılması ise üretim ve satış devam ederken bu nasıl mümkün olacaktır? TBB'nin de belirttiği gibi; 5199 sayılı yasada acilen ve öncelikle yapılması gereken en önemli değişiklik hayvan üretim ve satışının yasaklanması, bu yasağı ihlal edenlere etkili ve caydırıcı hapis cezaları getirilmesi olmalıydı!   Bir yandan sokaklardan halihazırda huzurla yaşayan hayvanları toplayıp, hapsedip, katletmek diğer yandan üretim ve satışı devam ettirerek hayvan sayısının kontrol altına alınması mümkün değildir. Ancak yasada üretim ve ticaret yine serbest bırakılmış, açıkça bellidir ki “ötanazi” odaklı bir yasa çıkarılması amaçlanmıştır. Kanunun toplumsal vicdana ve düzene etkilerine değinilecek bir sonraki yazımıza dek, bu utanç kaynağı yasanın geri çekilmesi umuduyla... Doğa ile uyumun getirdiği sağlıkla, huzurla ve güvenle...

bottom of page