top of page

Bu sitede ara

Boş arama ile 99 sonuç bulundu

  • Omega-3 Eksikliği Belirtileri

    Bu yazımızda, omega-3 eksikliğinin 5 olası belirtisini ve semptomunu, omega-3 eksikliğiniz olup olmadığını nasıl belirleyeceğinizi ve omega-3 alımınızı nasıl artıracağınızı anlatacağız. Omega-3 'ler bir tür çoklu doymamış yağ asididir (PUFA). Gıdalardaki önemli omega-3'ler arasında eikosapentaenoik asit (EPA) ve dokosaheksaenoik asit (DHA) ile bunların temel öncüsü alfa-linolenik asit (ALA) bulunur. Omega-3 eksikliğine sahip olmak, vücudunuzun yeterli omega-3 yağı almadığı anlamına gelir. Bu sizi olumsuz sağlık etkileri riskine sokabilir. Bilimsel Temel Bu yazımızda listelenen işaretler ve semptomlar ön araştırmalara dayanmaktadır. Bugüne kadar, birkaç çalışma özellikle omega-3 eksikliğinin işaretlerini ve semptomlarını araştırdı. Bu nedenle, buradaki çalışmaların çoğu benzer ancak farklı bir şeyi analiz etti: Omega-3'lerin sağlık yararlarını. Omega-3 eksikliğini teşhis etmek için şu anda standart bir test bulunmamaktadır. Ancak omega-3 seviyelerini analiz etmenin birkaç yolu bulunur. Bu konuyu daha net anlamak için, bilim insanlarının özellikle omega-3 eksikliğinin işaretlerini ve semptomlarını daha fazla araştırmaları ve araştırmacıların bunu tanımlamak için daha iyi testler geliştirmeleri gerekebilir. Omega-3 Eksiliğinin 5 Olası Belirtisi 1. Cilt Sorunları Vücutta omega-3 yağları eksikse, bunu fark edebileceğiniz ilk yerlerden biri cildiniz olabilir. Örneğin, Hassas cilt, Kuru cilt, Aknede alışılmadık bir artış omega-3 eksikliğinin bir işareti olabilir. Çünkü omega-3 yağları, cilt bariyerlerinin bütünlüğünü iyileştirerek nem kaybını önler ve cildi, kuruluğa ya da pürüzlü yapıya yol açabilen maddelerden korur. Küçük bir çalışmada kadınlara 3 ay boyunca günlük 1/2 çay kaşığı (2,5 ml) ALA açısından zengin keten tohumu yağı verildi. Bunu alan kadınlar, plasebo alanlara kıyasla cilt pürüzlülüğünde ve cilt nemlenmesinde yaklaşık %40 artış yaşadı. 20 haftalık bir çalışmada, kuru ve tahriş olmuş cilde neden olan bir rahatsızlık olan atopik dermatit i olan kişilere günlük omega-3 açısından zengin kenevir tohumu yağı verildi. Katılımcılar daha az kuruluk ve kaşıntı yaşadılar ve topikal ilaca daha az ihtiyaç duydular. Ek olarak, normalden daha fazla akne oluşumu bazı kişilerde omega-3 eksikliğinin dolaylı bir göstergesi olabilir. Çünkü çalışmalar omega-3'lerin iltihabı azalttığını göstermiştir ve bilim insanları akneyi iltihabın tetikleyebildiğini belirtmektedir. Bunu doğrudan destekleyen çalışmalar da mevcuttur. İlginç bir şekilde, bazı çalışmalar EPA ve DHA takviyeleri almanın cildinizin ultraviyole ışığa olan hassasiyetini azaltabileceğini de bulmuştur. Bir çalışmada, 3 ay boyunca günde 4 gram EPA alan katılımcıların güneş yanığına karşı dirençlerinde %136'lık artış görülmüştür. Özetle: Yeterli miktarda Omega-3 almak akneyi, ciltte nem kaybını ve güneş hassasiyetini azaltmaya yardımcı olabilir. Öte yandan, kuruluk, artan akne ve cilt kızarıklığı omega-3 eksikliğine işaret ediyor olabilir. 2. Depresyon Omega-3 yağları beynin temel bir bileşenidir ve nöroprotektif (~ nöron hasarını iyileştiren ya da hasar oluşumu önleyen) ve anti-inflamatuar etkileri olduğu bilinmektedir. Alzheimer hastalığı, bunama ve bipolar bozukluk gibi nörodejeneratif (~ beyin fonksiyonunda bozulmadan kaynaklanan) hastalıkların tedavisine dahi yardımcı olabilirler. Birçok çalışma düşük omega-3 durumu ile daha yüksek depresyon insidansı (~ olasılığı) arasında bir korelasyon (~ doğrusal ilişki) olduğunu göstermektedir. 2.160 katılımcının yer aldığı 26 çalışmanın bir analizi , omega-3 takviyelerinin alınmasının depresif semptomlar üzerinde faydalı bir etkiye sahip olduğu nu bulmuştur. Özellikle, günde 1 gram veya daha az bir dozajda alınan en az %60 EPA içeren bir omega-3 takviyesinin faydalı olduğu görülmüştür. 6 çalışma ve 4.605 katılımcının sistematik bir incelemesi ve analizi, günde ortalama 1,3 gram omega-3 alımının, plaseboya kıyasla yaşlı yetişkinlerde hafif ila orta düzeyde depresyon semptomlarını azalttığı sonucuna vardı. Bir başka çalışma ise yaşam boyu yetersiz omega-3 yağları alımının beynin nöronal yollarında değişikliklere neden olduğunu ve depresyon a yol açtığını buldu. Birçok faktör zihinsel sağlık bozukluklarının gelişimine katkıda bulunurken, omega-3 açısından zengin bir diyet bazı zihinsel sağlık koşullarının riskini azaltmaya yardımcı olabilir. Depresyon taraması yaptırmak ve uygun tedavi stratejilerini belirlemek için sağlık uzmanınıza danışınız. Özetle: Depresyonu olan birçok kişide omega-3 düşüklüğü görülmektedir ve çalışmalar, yeterli miktarda Omega-3 almanın bazı kişilerde zihinsel sağlık semptomlarını iyileştirmeye yardımcı olabileceğini göstermektedir. Omega-3 yağları beyin fonksiyonu için önemlidir, bu nedenle yeterli miktarda almak oldukça önemlidir. 3. Göz Kuruluğu Omega-3 yağları, göz nemini ve gözyaşı üretimini korumak da dahil olmak üzere göz sağlığında rol oynar. Bu nedenle, birçok sağlık hizmeti sağlayıcısı kuru göz sendromunu hafifletmeye yardımcı olmak için omega-3 takviyeleri reçete eder. Göz kuruluğu olan 64 yetişkin üzerinde yapılan yüksek kaliteli bir çalışmada omega-3 almanın etkileri incelendi. Bir katılımcı grubu, her biri 180 mg EPA ve 120 mg DHA içeren iki günlük kapsül tüketti. Diğer katılımcı grubu plasebo aldı. 30 gün sonra, omega-3 takviyesi alan kişilerde daha az gözyaşı buharlaşması , iyileşmiş kuru göz semptomları ve daha fazla gözyaşı üretimi görüldü. Ayrıca, 3.363 kişi yi içeren 17 çalışmanın bir analizinde, araştırmacılar omega-3 takviyesi almanın plasebo almaya kıyasla kuru göz semptomlarını önemli ölçüde azalttığı nı buldular. Buna karşılık, diğer çalışmalar omega-3 takviyeleri almanın zeytinyağı almaya kıyasla kuru göz semptomlarında hiçbir fark yaratmadığı nı bulmuştur. Bununla birlikte, birçok sağlık durumu kuru göz semptomlarına katkıda bulunabilir. Bu nedenle, kuru gözler veya gözle ilgili diğer semptomlar yaşıyorsanız sağlık uzmanınızla görüşmeniz önemlidir. Özetle: Omega-3 yağları göz sağlığında önemli bir rol oynar ve kuru göz semptomlarını azaltmaya yardımcı olabilir. Olağandışı göz kuruluğu ve tahrişi fark ettiyseniz, omega-3 alımınızı artırmanız gerekebilir. 4. Eklem Ağrısı ve Eklem Sertliği Yaşlandıkça eklem ağrısı ve sertliği yaşamak yaygındır. Bu, kemikleri kaplayan kıkırdağın parçalandığı osteoartrit adı verilen bir rahatsızlıkla ilişkili olabilir. Alternatif olarak, romatoid artrit (RA) adı verilen iltihaplı bir otoimmün rahatsızlıkla da ilişkili olabilir. Bazı çalışmalar, omega-3 takviyeleri almanın eklem ağrısını azaltmaya ve kavrama gücünü artırmaya yardımcı olduğunu bulmuştur. Araştırmalar ayrıca PUFA'ların osteoartritte yardımcı olabileceğini göstermektedir, ancak daha fazla insan çalışmasına ihtiyaç vardır. Bir başka araştırma omega takviyelerinin romatoid artrit (RA) hastalarında hastalık aktivitesini azaltmaya ve hastalığı olan kişilerde semptomları iyileştirmeye yardımcı olabileceğini göstermektedir. Eklem ağrısında veya ilgili artrit semptomlarında bir artış fark ettiyseniz, omega-3 yağ durumunuz düşük olabilir ve takviyeler almak yardımcı olabilir. Bununla birlikte, eklem ağrısı veya artrit semptomları yaşıyorsanız sağlık uzmanınızla görüşmeniz önemlidir. Uygun tedaviyi belirlemenize yardımcı olabilirler. Özetle: Yeterli miktarda Omega-3 almanın eklem ağrısı ve sertliğini azaltmaya yardımcı olma konusunda umut verici sonuçları gösterilmiştir, ancak bilim insanlarının bunu araştırmak için insanlarda daha fazla araştırma yapması gerekmektedir. 5. Saç Sağlığı Omega-3, cildin nemini korumasına yardımcı olduğu gibi saçın sağlıklı kalmasına da yardımcı olur. Saç dokusu, bütünlüğü ve yoğunluğundaki değişiklikler omega-3 eksikliği belirtisi olabilir. 6 aylık bir çalışmada 120 kadın katılımcıya günlük bir takviye olarak omega-3'ler, omega-6 yağları ve antioksidanlar verildi. Çalışmanın sonunda takviyeyi alanlar kontrol grubuna kıyasla daha az saç dökülmesi ve d aha fazla saç yoğunluğu yaşadılar. Köpeklerle yapılan bir çalışmada EPA ve DHA almanın hayvanların kanındaki ve tüylerindeki yağ asidi bileşimini iyileştirdiği bulundu. Buldukları yağ asidi bileşimi yüksek tüy kalitesi yle ilişkiliydi. Saç dökülmenizde artış varsa veya saçınızın inceldiğini veya kuru, kırılgan bir yapıda olduğunu fark ettiyseniz omega-3 takviyeleri almak yardımcı olabilir. Özetle: Omega-3, saçın yoğunluğunu, dokusunu ve gücünü korumaya yardımcı olur. Yeterli miktarda omega-3 almak saç dökülmesini, incelmesinin ve kuruluğunun önlenmesine yardımcı olabilir. Omega-3 Eksikliği Nasıl Teşhis Edilir? Omega-3 eksikliğini teşhis etmek için standart bir test yoktur. Ancak, gerekirse omega-3 seviyelerini analiz etmenin yolları vardır. Öncelikle, kan örneği alınabilir ve kan yağlarındaki veya kan plazmasındaki omega-3 seviyeleri analiz edilebilir. Bu, toplam fosfolipid yağ asitlerinin ağırlıkça yüzdesi olarak ifade edilir. Ayrıca kırmızı kan hücrelerinin yağ asidi bileşimi analiz edilerek omega-3 durumu dolaylı olarak değerlendirilebilir. Bu yaklaşım, birkaç ay boyunca uzun vadeli diyet yağ alımına bakar ve genel omega-3 alımı hakkında bir fikir verebilir. Kandaki yağ asidi miktarının en son ne yendiği ve ne zaman yendiğine bağlı olarak önemli ölçüde değişebileceğini unutmamak önemlidir. Bu nedenle kandaki lipitleri değerlendirmek için kan örneği vermeden önce bir gece aç kalınmalıdır. Özetle: Omega-3 eksikliğini teşhis etmek için standart bir test yoktur, ancak klinisyenlerin kan yağ bileşimini değerlendirmek ve biraz rehberlik sağlamak için kullanabileceği birkaç laboratuvar testi vardır. Omega-3 Seviyesi Nasıl Yükseltilir? Chia tohumları ve diğer bitkisel gıdalar gibi bazı yiyecekler omega-3 yağ asidi ALA içerir. Çoğunlukla hayvansal bazlı olan balık ve diğer yiyecekler DHA ve EPA içerir. ALA, DHA ve EPA'nın öncüsüdür, bu da vücudunuzun bir kısmını bu iki omega-3 yağ asidine dönüştürebileceği anlamına gelir. Yağlı balıklar, EPA ve DHA'nın en iyi besin kaynaklarıdır. Bunlara somon, ringa balığı, alabalık, uskumru, levrek ve sardalya dahildir. Yine de, diyetinize iyi ALA kaynakları da dahil etmelisiniz. En iyi ALA kaynaklarından bazıları bitkisel yağlar, keten tohumları, chia tohumları ve cevizdir. Balık yağı veya kril yağı ile yapılan DHA ve EPA takviyeleri de alabilirsiniz. Vegan ve Vejetaryenler Omega-3 Seviyesini Nasıl Yükseltebilir? Bitki bazlı beslenen çoğu insan diyetlerinde yeterli omega-3 alma konusunda sorun yaşamaz. Bir çalışma, vegan diyetleri uygulayan insanların ortalama olarak omega-3 yağları için önerilen miktarların üzerinde alım yaptığını bulmuştur. Alglerden elde eden vegan omega-3 takviyeleri de mevcuttur. Çalışmalar, alglerden elde edilen omega-3'ün omega-3 seviyesini artırmada etkili olduğunu göstermektedir. Aynı zamanda; Bir yemek kaşığı keten tohumu nda 2,4 gram Omega-3 bulunur. Bir porsiyon chia tohumu nda 5 gram Omega-3 bulunur. Yarım su bardağı fasulye de 0,10 gram Omega-3 bulunur. 25 gram ceviz de 2.6 gram Omega-3 bulunur. Yarım su bardağı soya fasülyesi nde 0,28 gram Omega-3 bulunur. Özetle: Vegan ya da vejetaryen olanlar için daha kolay olsa da, her durumda Omega-3 seviyesini iyileştirmek mümkündür. EPA, DHA ve ALA'nın alımını artırmak yeterlidir. Ciddi bir eksikliğiniz olabileceğinden endişeleniyorsanız, bir sağlık uzmanına danışınız. Günde Ne Kadar Omega-3 Alınmalı? Günlük omega-3 ihtiyacı yaşa, cinsiyete ve vücuttaki omega-3 yağ asidi seviyelerine göre değişir. Bebekler in günde 0,5-0,7 gram kadar Omega-3 alması gerekirken, Küçük çocuklar 0,9 gram Omega-3 almalıdır. Çocuklar ın her gün alması gereken Omega-3 miktarı 0,9 gram iken, Ergen ve yetişkinler in alması gereken Omega-3 miktarı cinsiyete göre değişmektedir. Kadınlar ın günde 1,1 gram Omega-3 alması yeterliyken, erkekler in alması gereken Omega-3 miktarı 1,6 gram dır. Özetle: 0-6 Ay | 0,5 gr 7-12 Ay*  | 0,5 gr 1-3 Yaş* | 0,7 gr 4-8 Yaş** | 0,9 gr 9-13 Yaş** | 1,1 gr 14-51 Yaş**  | Kadın: 1,1 gr / Erkek: 1,6 gr Hamile  | 1,4 gr Emziren  | 1,3 gr {*}Toplam Omega-3 , {**}ALA Doğa ile uyumun getirdiği sağlıkla, huzurla ve güvenle... Kaynaklar ve Referanslar 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45

  • Omega-3 Yağ Asitleri Nelerdir? Basit ve Anlaşılır Bir Dille: Balık Yağı, Somon Yağı ve Fazlası

    Balık Yağı Nedir? Balık yağı, soğuk su balıklarından elde edilen bir takviyedir. Balık yağı söz konusu olduğunda akla ilk gelen, elbette somon yağıdır. Vahşi Alaska Somon Yağı, diğer balıklardan daha yüksek besin içeriğiyle bilinir. Daha yüksek Omega-3 seviyelerine sahiptir. Ayrıca, eğer soğuk sıkım dahil (soğuk sıkım minimum 40 derecedir) ısıl işleme uğramadıysa birçok sağlık yararına sahip güçlü bir antioksidan olan astaksantin de içerir. Omega-3 Nedir? Omega-3 yağ asitleri, vücudun yiyeceklerden elde ettiği çoklu doymamış yağın bir biçimidir. Omega-3'ler (ve omega-6'lar) esansiyel yağ asitleri (EFA'lar) olarak bilinir çünkü vücut bu yağ asitlerini kendi başına üretemez ve dışarıdan alınması gerekir. Omega-3 yağ asitleri, üç önemli yağ türünden oluşan (ALA, DHA ve EPA) bir gruptur. Her türden yeterli miktarda almak, retinanın, beynin ve vücudun diğer bölümlerinin sağlıklı bir şekilde çalışmasına yardımcı olur. ALA (alfa-linolenik asit) çoğunlukla bitkilerde bulunurken, DHA (dokosaheksaenoik asit) ve EPA (eikosapentaenoik asit) çoğunlukla hayvansal gıdalarda ve alglerde bulunur. ALA ALA Nedir? Alfa-linolenik asit (ALA), beslenme rutinlerimizde bulunan en yaygın omega-3 yağ asididir. Vücut ALA'yı öncelikle enerji için kullanır. Ancak aynı zamanda ALA biyolojik olarak aktif omega-3 formları olan EPA ve DHA'ya da dönüştürülebilir. Ancak, bu dönüşüm süreci verimsizdir. ALA'nın yalnızca küçük bir yüzdesi aktif formlara dönüştürülür ALA Nelerde Bulunur? ALA Keten tohumu, Keten tohumu yağı, Kanola yağı, Chia tohumu, Ceviz, Kenevir tohumu ve Soya fasulyesi gibi yiyeceklerde bulunur. EPA EPA Nedir? Eikosapentaenoik asit (EPA) çoğunlukla başta somon balığı olmak üzere yağlı balık ve balık yağı gibi hayvansal ürünlerde bulunur. Bazı mikroalgler de (nori, spirulina ve chlorella) EPA içerir. Vücutta birkaç işlevi vardır. Bir kısmı DHA'ya dönüştürülebilir. DHA DHA Nedir? Dokosaheksaenoik asit (DHA), vücuttaki en önemli omega-3 yağ asididir. Beynin, retinanın ve vücudun diğer birçok bölümünün temel yapısal bileşenidir. EPA gibi, DHA da başta somon balığı olmak üzere yağlı balık ve balık yağı gibi hayvansal ürünlerde bulunur. Omega-3 yağ asitlerinin çoğunlukla hayvansal ürünlerde bulunması, vegan ya da vejetaryenlerin EPA ya da DHA eksikliği çekeceği anlamına gelmez çünkü doğru mikroalg takviyeleriyle bu ihtiyaç rahatlıkla karşılanabilir. ALA ise, birçok bitkisel gıdada bulunur. Omega-6 ile Omega-3 Oranı Omega-6 yağ asitleri de vücutta omega-3'ler gibi önemli rollere sahiptir. Her ikisi de iltihap ve kan pıhtılaşmasıyla ilgili çeşitli rollere sahip olan eikozanoidler adı verilen sinyal moleküllerini üretmek için kullanılır. Ancak, omega-3'ler iltihap önleyicidir ve bilim insanları çok fazla omega-6 yemenin bu yararlı etkilere karşı koyduğunu belirtmektedir. Batı beslenme kültüründe -popüler kültür kaynağı olduğundan tüm dünyaya yayıldığı da dikkate alınmalıdır- Omega-6 alımı Omega-3'lere kıyasla çok yüksektir. Bu nedenle oran şu anda Omega-6 tarafında yüksektir. Bu iki yağ arasında bir denge sağlamak -genellikle Omega-6 ile Omega-3 oranı (Omega-6, Omega-3 ratio) olarak adlandırılır- ve optimum sağlık için önemlidir. Omega-6'nın zararlı olduğunu gösteren yeterli kanıt olmasa da, çoğu sağlık uzmanı yeterli Omega-3 almanın sağlık için önemli olduğu konusunda hemfikirdir. Omega-6/Omega-3 yağ asidi oranının 1:1 ila 2:1 olması hedefi, diyet, nörogelişim ve genetik gibi evrimsel yönler üzerine yapılan çalışmalarla da tutarlı görünmektedir. Omega-3 Yağ Asitlerin Faydaları Nelerdir, Ne İşe Yararlar? Omega-3 yağ asitleri, özellikle DHA , beyin ve retinalar için hayati önem taşır. Özellikle hamilelerin ve emzirenlerin yeterli DHA alması önemlidir çünkü bu değişken, bebeğin sağlığını ve zekasını etkileyebilir. Ek olarak, yeterli Omega-3 alımı yetişkinler için güçlü sağlık yararları sağlayabilir. Bu, özellikle daha uzun zincirli formlar olan EPA ve DHA için geçerlidir. Kanıtlar karışık olsa da, çalışmalar Omega-3 yağ asitlerinin Meme kanseri, Depresyon, DEHB, Artrit, Çeşitli iltihaplı hastalıklar dahil olmak üzere her türlü hastalığa karşı koruma sağlayabileceğini göstermektedir Özetle: Omega-3 yağ asitleri, ALA, DHA ve EPA'nın oluşturduğu çoklu doymamış yağ ailesidir. Omega-3'ler (ve omega-6'lar) esansiyel yağ asitleri (EFA'lar) olarak bilinir çünkü vücut bu yağ asitlerini kendi başına üretemez ve dışarıdan alınması gerekir. Yüksek alım, iltihaplı hastalıklar ve depresyon riskinin azalmasıyla bağlantılıdır. Zengin ve doğal Omega-3 kaynakları arasında; başta somon yağı olmak üzere yağlı balıklar, keten tohumu yağı ve ceviz bulunur. Modern beslenme rutinlerimizde Omega-3 alımı düşük olduğundan, çoğu sağlık uzmanı beslenme rutinlerinde yeterli miktarda alamayan kişilere Omega-3 takviyeleri önermektedir. Doğa ile uyumun getirdiği sağlıkla, huzurla ve güvenle... Kaynaklar ve Referanslar 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19

  • Hayvanları Koruma Kanunundaki Değişiklikler Neden Geri Çekilmeli?(2): Kanun Maddeleri Yönünden İnceleme

    Bir vakayı, vakanın sorumlusu kabul edilenlerin tamamına atfetme barbarlarlığını toplum vicdanına yükleyen bu yasanın, maddeleri yönünden de sakat   olmasına dair detaylar: 1)   3. Maddenin (j) bendindeki "kontrollü hayvan" tanımı “sahipli hayvan” olarak değiştirilmiş ve kontrollü hayvan kavramı ortadan kaldırılmıştır. 5199 sayılı Kanunda, 13. Maddede sayılan haller (kanuni istisnalar ile tıbbi ve bilimsel gerekçeler ve gıda amaçlı olmayan, insan ve çevre sağlığına yönelen önlenemez tehditler bulunan acil durumlar) dışında öldürmek ve hayvanları toplamak yasak olduğu halde, sokaklarda ve barınaklarda, BU KANUN DEĞİŞİKLİĞİNDEN ÖNCE DE, her gün onlarca hayvanın şiddete maruz kaldığı, barınakta kontrol altındayken dahi kafasına kürekle vurularak vahşice öldürüldüğü, belediyelerin çoğunun yasa dışı toplamalar yaptığı bilinen bir gerçektir. Bu madde nedeniyle, tıpkı TBB 'nin de öngördüğü gibi, hayvanseverlerin bakım ve kontrolü altındaki zararsız köpekler dahi barınaklara hapsedilmekte, yeterli kapasitede barınak bulunmadığı için de çeşitli bahanelerle topluca öldürülmekte, ülkemizde soykırım boyutuna ulaşan bir katliam yaşanmaktadır. 2) Kanunun 4. Maddesinin (b) bendindeki “Evcil hayvanlar, türüne özgü hayat şartları içinde yaşama özgürlüğüne sahiptir. Sahipsiz hayvanların da sahipli hayvanlar gibi yaşamları desteklenmelidir ” maddesi tamamen kaldırılılmıştır. Sahipli hayvanlar ile sahipsiz hayvanlar arasında eşitliğe aykırı bu düzenleme Türkiye’nin kabul ettiği Unesco Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesinin 1. Maddesindeki “TÜM HAYVANLAR EŞİT DOĞAR VE EŞİT YAŞAMA HAKKINA SAHİPTİR” hükmüne, 2. Maddesindeki “BİR TÜR HAYVAN OLAN İNSAN DİĞER HAYVANLARI YOK EDEMEZ, HAYVANLARI KENDİ ÇIKARI İÇİN KULLANAMAZ” hükmüne açıkça aykırıdır.  Bununla, hayvanların kendi ortamlarındaki yaşama hakkı engellenmiş, ömür boyu barınaklara kapatılması öngörülmüştür. 3) Kanunun 3. Maddesindeki diğer düzenlemelerle 4. Maddenin (d) bendindeki "hiçbir çıkar gütmeden sokak hayvanlarına bakan kişiler ” ibaresi kanundan çıkarılmıştır. Böylece sokakta, bireylerin kendi bütçeleri ve imkanlarıyla, doğalarında olan hayvanlara yemek ve su verilmesi, tedavilerinin gerçekleştirilmesi yasaklanmış, bu hayvanların sadece sadece sahiplenilmelerine izin verilmiştir. Bu, “Sokaklardaki aç ve susuz hayvanlara yemek vermek istiyorsan hepsini evine al,” anlamına gelen, hayatın gerçeklerinden uzak, hayvanların barınaklarda hapsedilmesi ve öldürülmesi sonucunu doğuran bir düzenlemedir. 4) Kanunun 4. Maddesi ile 5199 sayılı Kanunun Sahipsiz ve Güçten Düşmüş Hayvanların Korunması başlığını taşıyan 6. maddesinde hayvanlar aleyhine önemli değişiklikler yapılarak hayvanların sokaklarda yaşama hakkı tamamen engellenmiş , yerel yönetimlerce rehabilite edilen hayvanların alındıkları ortama bırakılması düzenlemesi ortadan kaldırılarak barınaklarda tecrit yasal hale getirilmiş;  Mevcut yasada sadece  "Hayvan Sağlığı Zabıtası Kanununda öngörülen durumlar dışında öldürülmelerinin  yasak olduğu " ibaresi “kanuni istisnalar hariç öldürülmelerinin yasak olduğu” şeklinde değiştirilmek suretiyle başka kanunlarla da hayvanların öldürülmelerinin önü açılmıştır.   Sırf hayvanların infaz edilmesi için ülkedeki en yetkili ve yüksek makam sahiplerince, hukuki alanda böylesine büyük bir çaba sarf etmek bir ülke için vicdani bir utanç kaynağıdır. 5) Kanunun 16. Maddesinin b bendinde yapılan değişiklikle “ sahipsiz hayvan kaynaklı sorunlar ” ibaresi maddeye eklenerek mevcut yasada il hayvan koruma kurulları tarafından korunması gereken varlıklar olarak düzenlenmiş sahipsiz hayvanlar, böylece, hem de kendilerini koruması gereken kendi kanunlarında sorun kaynağı varlıklar olarak nitelendirilmişlerdir.  Ayrıca maddeye insan ve çevre sağlığına ilişkin önlemler alınması görevi eklenmiştir. Hayvanları Koruma Kanunu adını taşıyan bir kanunda, yasa tekniği gereği sadece hayvanların korunmasına, hayvan sağlığına ilişkin düzenlemelere yer verilmesi gerekir.  İl Hayvan Koruma Kurulunun görevi, adından da anlaşılacağı üzere hayvanın korunmasıdır. Ancak yapılan değişiklikle insanı hayvandan koruma , hayvanı mümkün olduğunda hapsetme , katletme düzenlemesi getirilmiştir. İnsan ve Çevre sağlığını ve güvenliğini düzenleyen başta Anayasa olmak üzere birçok yasa mevcut olup yapılan bu değişiklik ve eklemeler Hayvanları Koruma Kanununun amacı ve ruhu ile bağdaşmamaktadır.  6) 5199 sayılı Kanunun “Yerel hayvan koruma görevlilerinin sorumlulukları” başlığını taşıyan 18. Maddesinin yürürlükten kaldırılmıştır.   Yerel hayvan koruma gönüllüsü kurumunun kaldırılması ve hatta sahipsiz hayvanlara bakılmaması şeklinde bir düzenleme getirilmesi; akla, vicdana, insani ve etik değerlere ve Anayasa’nın çevrenin korunmasına ilişkin 56. Madde hükmüne aykırıdır. Bu hayvanlar, çevrenin bir unsurudur. Kanunun birçok yerinde Kamu Kurum ve Kuruluşlarının yetersiz kaldıkları ve görevlerini yerine getirmedikleri için hayvan sayısının arttığı açıkça veya zımnen kabul edilmektedir. Yerel hayvan koruma gönüllüleri yıllardır sokak hayvanlarının rehabilite edilmesinde birçok belediyeden çok daha fazla çalışmaktadırlar. Yerel hayvan koruma gönüllülerine ilişkin düzenlemeyi kaldırmak, yetersiz olduğu aşikâr olan bu kanunun sorunu çözmekten ziyade daha da derinleştireceği gerçeğini açıkça ortaya koymaktadır. 7) Bu kanundaki en anlaşılmaz husus ise hayvan satış ve üretimini yasaklayan bir düzenleme içermemesi, aksine satışın ve üretim varlığına dair maddelerin de yer almasıdır. Eğer amaç sokak hayvanı sayısının azaltılması ise üretim ve satış devam ederken bu nasıl mümkün olacaktır? TBB'nin de belirttiği gibi; 5199 sayılı yasada acilen ve öncelikle yapılması gereken en önemli değişiklik hayvan üretim ve satışının yasaklanması, bu yasağı ihlal edenlere etkili ve caydırıcı hapis cezaları getirilmesi olmalıydı!   Bir yandan sokaklardan halihazırda huzurla yaşayan hayvanları toplayıp, hapsedip, katletmek diğer yandan üretim ve satışı devam ettirerek hayvan sayısının kontrol altına alınması mümkün değildir. Ancak yasada üretim ve ticaret yine serbest bırakılmış, açıkça bellidir ki “ötanazi” odaklı bir yasa çıkarılması amaçlanmıştır. Kanunun toplumsal vicdana ve düzene etkilerine değinilecek bir sonraki yazımıza dek, bu utanç kaynağı yasanın geri çekilmesi umuduyla... Doğa ile uyumun getirdiği sağlıkla, huzurla ve güvenle...

  • Hayvanları Koruma Kanunundaki Değişiklikler Neden Geri Çekilmeli?: Gerekçeler Yönünden İnceleme

    Bir vakayı, vakanın sorumlusu kabul edilenlerin tamamına atfetme barbarlarlığını toplum vicdanına yükleyen bu yasanın, en başından gerekçeler yönünden sakat   olmasına dair detaylar: 1) Kanun gerekçesinde değinildiği gibi 5199 Sayılı hayvanları koruma kanununun yetersiz kalması nedeniyle değil, uygulanmaması nedeniyle sokaklarda hayvan sayısı artmıştır. 20 yıl içerisinde 1403 belediyeden sadece 322 adedinde hayvan bakımevi kurulmuş olup, yerel yönetimler görevini yapmamıştır.   Yerine getirilmeyen sorumlulukların muhatabı sokak hayvanı değil, sorumluluğunu yerine getirmeyen bu kurumlar olmalıdır. 2) Kanun gerekçesinde belirtilen "gerekli denetim mekanizmalarının tesis edilememesi" ifadesi, gerçeği yansıtmamaktadır. 5199 sayılı Kanunun 15 ve 16. Maddelerinde İl Hayvan Koruma Kurullarının oluşturulacağı, bu kurulların hayvanların korunmasına ilişkin sorunları belirleyip, koruma sorunlarının çözüm tekliflerini içeren yıllık, beş yıllık ve on yıllık plan ve projeler yapmakla, yıllık hedef raporları hazırlayıp Bakanlığın olumlu görüşünü alarak hayvanların korunması amacıyla her türlü önlemi almakla, hazırlanan uygulama programlarının uygulanmasını sağlamakla, hayvanların korunması ile ilgili olarak çeşitli kişi, kurum ve kuruluşların il düzeyindeki faaliyetlerini izlemek, yönlendirmek ve bu konuda gerekli eşgüdümü sağlamakla, hayvan bakımevleri ve hayvan hastanelerini desteklemek, geliştirmekle, denetlemekle ve gerekli önlemleri almakla yükümlü olduğu düzenlenmiştir. Keza Kanunun 17. Maddesinde Kanuna uyulup uyulmadığını denetleme yetkisi Tarım ve Orman Bakanlığına verilmiştir .  Görüldüğü gibi, kanunda denetim mekanizmaları oluşturulmuş, ancak yerel yönetimler gibi denetlemekle görevli kurul ve kurumlar da görevini gereği gibi yapmadığı için hayvan sayısı artmıştır. Bu durumun muhatabı sokak hayvanı değil, sorumluluğunu yerine getirmeyen bu kurumlar olmalıdır. 3) Kanun gerekçesinde hayvanların korunmasına yönelik iyi niyetli girişimlerin yanı sıra sahipsiz hayvanlar üzerinden kontrolsüz bağış kampanyaları yapılmak suretiyle kazanç elde edildiği , bu kişi ve kuruluşların sokak hayvanı sayısının artmasını desteklediği gerekçesine yer verilmiştir. Hukuka aykırı yollardan kazanç sağlayan kişilerin cezalandırılmasına yönelik muhtelif kanunlarda zaten hukuki düzenlemeler mevcuttur. Bu yaptırımların hayata geçirilmemesinin sorumlusu hayvanlar değildir. 4) Kanun gerekçesinde hayvan sayısının artmasına bağlı olarak yaşanan trafik kazaları ndan dolayı can kayıplarının olduğu belirtilmiştir. 2019-2023 yılları arasındaki hayvana çarpma şeklinde meydana gelen trafik kazası sayısının, bu yıllar arasında meydana gelen toplam kaza sayısına oranı %1'dir.  Sadece hayvanın karıştığı bu kadar düşük orandaki kaza sayısı gerekçe gösterilerek hayvanların toplanması ve öldürülmesi yolunu açan bir yasa değişikliği teklif edilmesi akla, vicdana, evrensel hukuk ilkelerine aykırıdır. Ayrıca vurgulamak gerekir ki hayvan kaynaklı trafik kazalarının çoğu bazı Belediyelerin toplayıp yol kenarlarına attığı hayvanlar yüzünden meydana gelmiştir. Hayvanlar, tüm kazaların %1'i olan bu kazaların sebebi değil, kurbanıdır. 5) Kanun gerekçesinde Türkiye’nin kuduz riskli bir ülke haline geldiği belirtilerek kuduz sayılarına yer verilmiştir. Kuduz sayılarına ilişkin veriler de gerçeği yansıtmadığı gibi, gerekçede belirtildiği gibi Türkiye kuduz riskli bir ülke durumunda değildir. Türk Veteriner Hekimleri Birliğinin 14.06.2024 tarihinde Tarım Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı verilerine dayanarak yaptığı açıklamada;   Sağlık Bakanlığı verilerine göre yılda ortalama 1-2 insan kuduz vakası görüldüğü, bu veriler doğru ise kuduz riskinin arttığından söz edilemeyeceği, Ayrıca Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü (WOAH) ve Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO), bilinenin aksine kuduz kontrolü açısından da sahipsiz köpeklerin itlaf edilmelerine geniş ölçüde karşı çıktığı, köpek kaynaklı kuduzu kontrol altına almakta kitlesel olarak yapılan aşılamaların etkili olduğu, köpeklerin yok edilmesinin ise uzun vadede köpek yoğunluğunu azaltmadığı veya kuduzu kontrol altına almada başarılı olmadığını açıkladığı bilgisine yer verilerek kuduzun doğru aşılama ile %100 önlenebilen bir hastalık olduğu açıkça belirtilmiştir. Gerekçedeki açıklamalar, bu konuda en uzman meslek örgütü olan Türk Veteriner Hekimleri Birliğinin bilimsel açıklamaları ile çelişmektedir. Ayrıca gerekçede kuduzla ilgili hiçbir bilimsel çalışmaya yer verilmemiş olması da önemli bir eksikliktir. Bu yönden de yasanın bu gerekçesinin kabul edilmesi mümkün değildir. 6) Kanun gerekçesinde sahipsiz köpek saldırıları nedeniyle zarar görenlerin hizmet kusuru sebebiyle yerel yönetimlere karşı dava açıldığından söz edilmiştir. Bu gerekçe evrensel hem hukuk kurallarına, hem de akla, mantığa ve vicdana aykırıdır. Böyle bir yasa gerekçesinin yazılması 20 yıldır görevini yapmayan belediyelerin ve denetim mekanizmalarının adeta ödüllendirilmesidir. Her şeyden önce belediyelerin hizmet kusurunun açık itirafı olan bu gerekçe, akla şu soruyu getirmektedir: Hizmette kusur eden yerel yönetimler tazminat ödemesinler diye mi hayvanların yaşam hakkını ortadan kaldıran bu teklif sunulmuştur? 7) Kanun gerekçesinde 2004 yılından beri toplam kısırlaştırılan hayvan sayısının 2.504.595; sahiplendirilen hayvan sayısının 533.004 olduğu, kısırlaştırma yolu ile hayvan nüfusunun kontrol altına alınabilmesi için kısırlaştırma oranının en az %70 olması gerektiği, buna karşın bir yılda  gerçekleşen kısırlaştırma oranının %8,5’ta kaldığı belirtilmektedir. İçişleri Bakanlığının verilerine göre 2024 yılı itibariyle ülkemizdeki toplam belediye sayısı 1403’tür. Toplam bakımevi sayısı ise sadece 322'dir! Bu teklif yasalaşırsa 4.000.000 sokak hayvanı nerede toplanacaktır? Nerede aşılanacaktır? 20 yılda yapılamayan 4 yılda nasıl yapılacaktır? YEREL YÖNETİMLERİN KISIRLAŞTIRMA GÖREVİNİ YAPMADIĞI, HAYVANLARIN BAKIM VE REHABİLİTASYONU İÇİN YETERLİ KAPASİTEDE BAKIMEVİ BULUNMADIĞI AÇIKÇA İTİRAF EDİLMİŞTİR. 8) Kanun gerekçesinde -ki bu en vahim dayanaklardan biridir-   18. Ve 19. Yüzyıldaki bazı batı ülkelerinde sokak hayvanlarının zehirlenerek ve silahla itlaf edildiğinden bahsedilmiştir. Gerekçede ülkemizde 2004 yılından beri uygulanmakta olan yakala-kısırlaştır-sal metodunun etkili bir yöntem olmadığı, Dünya Hayvan Sağlığı Örgütünün raporunda da yakala-kısırlaştır-sal yönteminin az köpek popülasyonuna ve yeterli kaynağa sahip ülkelerde etkili olabileceğinin belirtildiğine atıf yapılarak ötanazinin birçok ülkede geçerli bir kontrol yöntemi olduğu algısı yaratılmıştır. Dünya Hayvan Sağlığı Örgütünün bu raporu hangi tarihlidir? Hangi ülkelerdeki çalışmalara ilişkindir? Gerekçede yazılandan tamamen farklı olan, Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü’nün gerçek makalesi için bu cümleye tıklayabilirsiniz. Bahsedilen batı ülkelerindeki 200 yıl önce uygulanan EN VAHŞİ nüfus kontrol yönteminin 21. yüzyılda bir yasa teklifinin gerekçesinde örnek alınması hukuk adına, insanlık adına UTANÇ VERİCİDİR. Maddelerin hukiki ve ahlaki hatalarına değinilecek bir sonraki yazımıza dek, bu utanç kaynağı yasanın geri çekilmesi umuduyla... Doğa ile uyumun getirdiği sağlıkla, huzurla ve güvenle...

  • Köpeğim İnsan Yaşına Göre Kaç Yaşında?

    Köpeklerimizin yaşını insan eşdeğerleriyle karşılaştırmamız yaşam süreleri, enerji seviyeleri ve ne tür sağlık sorunları bekleyebileceğimiz konusunda bir fikir edinmemize yardımcı olur. Bu, neyin normal olduğunu ve hangi semptomların olağan dışı olabileceğini anlamamıza yardımcı olur. Köpek İnsan Yaşına Göre Kaç Yaşındadır? Yaygın inanış, köpeklerin insanlardan yedi kat daha hızlı yaşlandığıdır. Neyse ki, gerçek sayı aslında biraz daha azdır, yani köpeklerimiz bu efsane doğru olsaydı bizimle geçireceklerinden daha fazla yıl geçirebilirler. Ancak, yaşları her yıl eşit farklarla artmaz. Aslında, köpekler yaşamları boyunca farklı oranlarda yaşlanır. Ayrıca boyutları da yaşlanmalarını belirlemede önemli bir faktördür. Yukarıdaki tablo köpeğinizin insan yıllarına göre kaç yaşında olduğuna dair daha doğru bir gösterge sunarken, daha az doğru ama daha basit bir yöntemi tercih edebilirsiniz. Eğer öyleyse, uyulması gereken genel kural, köpeğinizin birinci yılda 15 insan yılı, ikinci yılda 9 yıl ve sonrasında 5 yıl yaşlanmasıdır.   Büyük Köpek Irkları Neden Küçük Köpek Irklarından Daha Hızlı Yaşlanır? Daha büyük hayvanlar nispeten uzun yaşama eğilimindeyken (balinalar, filler), küçük hayvanlar daha kısa yaşar (kemirgenler, küçük kuşlar). Uzmanlar ne yazık ki, köpeklerde bu durumun tam aksi olmasının ve daha büyük köpek ırklarının, küçük ırklara göre daha hızlı yaşlanma eğiliminde olduğunu henüz bilmiyorlar. Nedeni ne olursa olsun, büyük ırk köpekler yaşamlarının son yıllarında çok daha hızlı yaşlanma eğilimindeyken, daha küçük köpeklerin yaşlanması daha istikrarlı bir şekilde gerçekleşir.   Ve bu hız her ne olursa olsun hayatlarımızdaki yaşlı patili bireylerin her bir günü, sağlıkları için atılan her bir adım, onların mutluluğunu merkeze alan her bir tavır yaşam kaliteleri ve motivasyonları için oldukça önemlidir. Köpek Yaşı Hesaplamada Dişler Köpeklerin yaşının insanların yaşına göre hesaplanması süreci, çoğunluğu fiziksel olan pek çok faktöre dayandırılır. Örneğin, 1 yaşındaki bir köpeğin, 15 yaşındaki bir ergene eşdeğer olduğu tahmin edilir, çünkü tüm dişleri gelişmiş, güçlü, enerjik ve cinsel olgunluğa ulaşmış  (veya yaklaşmakta) olurlar. Benzer olarak, köpekler de bebekken süt dişlerini çıkarmaya, sonra dökmeye ve daimi dişlerini çıkarmaya başlarlar ve köpeklerin de dişleri zamanla yıpranır. Bu paralellikten yola çıkan uzmanlar köpeklerin belirli dönemlerinin, insanların hangi dönemlerine denk geldiğini hesaplayabilmiştir. Köpeklerde Yaşlanma Belirtileri Köpeklerde yaşlanma belirtileri; geçmiş yaşamı, genetik yatkınlıkları ve mevcut yaşam tarzı gibi değişkenlere göre farklılıklar gösterse de genel olarak aşağıdaki gibidir: Gözlerde -başta doğrudan ışıkta belli olan, zamanla artan- bulanıklaşma Tüylerde -ağız çevresinden başlayıp yüzün, başın ve vücudun diğer bölgelerine yayılan- beyazlaşma Başta boyun bölgesinde kensidisini gösteren gevşek deri Esnekliğini kaybetmeye başalayan sert bacaklar Kötü nefes kokusu Hareket etmede zorluk Vücutta oluşan yumrular Kilo değişiklikleri Hareketlilikte azalma İdrar veya kaka yapmada zorluk veya bağırsak ve mesane kontrolünün kaybı Kaygı Daha önceden de bildiği nesnelerden ve tanıdığı insanlardan korkma Uyku düzeni değişiklikleri -gece huzursuzluk veya volta atma- Daha fazla havlama Kafa karışıklıkları Aynı şeyleri tekrar tekrar yapma Bildiği komut ve işaretleri unutma Yapmaması gereken yerlere idrar ve kaka yapma Kalbinizi kıracak olan tüm bu değişimleri göğsünüzde yumuşatıp yaşam tarzınıza yerleştirmek, yeni gerçekleriniz olarak kabullenmek kolay olmayacak. Ama onunla geçirdiğiniz onca yılın varlığı gösteriyor ki, siz zaten kolay olan yolun yüzeyselliğini değil zor olanın derinliğini seçtiniz. Doğa ile uyumun getirdiği sağlıkla, huzurla ve güvenle... Kaynak ve Referanslar 1 2

  • En İyi Kuru Mama Hangisi? Peki Age'ler?

    Gözümüzün önünde, kısacık bir zaman diliminde önce kıpır kıpır bir bebek, hızla dik başlı bir genç, sonra olgun bir yetişkin ve birden çok yorgun olmalarının hissettirdiklerini ve bu hisse rağmen "yine olsa yine hayatımı onunla paylaşırdım," diyebilmemizin altında yatan o mükemmel anıların verdiği gücü, tüm bunları yaşamayan birisine anlatmanın mümkün olmadığını biliyoruz. Onlarla geçireceğimiz zamanı uzatmak ve her bir dakikasını kaliteli bir yaşam içinde paylaşmak için elimizden gelenin en iyisini yapıyoruz. "En iyi"nin ilk evresinin onları hastalıklardan korumak ve bağışıklık sistemlerini destekleyerek mücadele güçlerini arttırmak olduğunu biliyoruz. Onlar için elimizden gelen ve en iyi, en güvenilir mamaları alıyor; onları en iyi ve güvenilir ürünlerle yine elimizden geldiğince destekliyoruz. Ancak belki de sadece bilmediğimiz ya da çözümünden haberdar olmadığımız için, onları her gün işlenmiş gıdalarla besliyoruz. Peki "en iyi kedi maması" ya da "en iyi köpek maması" gerçekten, içerik etiketinde yer alan ögeler ve fiyat etiketinde yer alan yüksekliğin uyumlu bir kombinasyonu mudur? İçerikte yer alan her şeyin etikette de yer alması zorunlu mu? Etikette yer alması zorunlu içeriğin değişime uğraması mümkün mü? İçeriği, fiyatı ve markası her ne olursa olsun dehşet verici ortak yanları olan kuru mamalarla ilgili bilmediklerimiz neler? Bugün tüm bu soruların cevaplarını ve çok daha fazlasını, her zamanki gibi, literatüre girmiş araştırmaların kaynakları ışığında anlatacağız. KEDİ VE KÖPEK MAMASINI KONUŞALIM Küresel evcil hayvan maması pazarının 2024 yılına kadar 128 milyar dolar ın üzerinde bir değere sahip olacağı tahmin ediliyor. Yani öncelikle, sadece bilmek değil, tam olarak her yönüyle idrak etmek zorunda olduğumuz asıl konu, bunun (kuru mama, taze mama, çiğ mama farketmeksizin) bir sektör olduğu. Üretilen evcil hayvan mamaları, hayatımızdaki patili bireylerin ihtiyaç duyduğu tüm besinleri içerecek yapıda olduğunu iddia ediyor. Bu durumu içerik etiketiyle destekleyebildiği oranda fiyat etiketi değişiyor. Kuru evcil hayvan maması (kuru mama) en çok satan "pet" ürünüdür. Bunu paket ve konserve yaş mamaların yanı sıra atıştırmalıklar ve ödüller takip etmektedir. Tüm bu ürünler yüksek oranda işleniyor ve raf ömrünü uzatmak ve üretim maliyetlerini azaltmak için çaba harcanıyor. Son tüketiciye doğrudan ulaşılmasının çoğu zaman mümkün olmaması ise bu ürünlerin marketlere ya da veteriner kliniklerine de girmesine neden olacağından ortaya bir kaç aşamalı bir kâr zinciri çıkıyor. Bu zincir, son tüketicinin satın almaktan vazgeçmemesini sağlayacak bir üst fiyatın da varlığı nedeniyle, maliyeti azaltmak için sarf edilmesi gereken bir çabaya daha bağlanıyor. Tam da bu noktada, etiketlerde yer alması zorunlu olmayan ögeler ya da zorunlu olan ögelerin düşük kaliteli son versiyonları devreye giriyor. Giderek artan kanıtlar, kuru mamaların tüketiminin hayvan refahı üzerinde ciddi zararlı etkileri olabileceğini göstermektedir. Hayatımızdaki patili bireylerin kronik sağlık sorunları yaşamalarının etkileri insanlara kıyasla oldukça geniştir; daha fazla engelliliğe, sağlıkla ilgili yaşam kalitesinin düşmesine, sağlık maliyetlerinin sarmallaşmasına ve yaşam süresinin kısalmasına neden olur. Gerçek: Köpeklerin %87'si ve kedilerin %67'si en azından bir çeşit işlenmiş gıda tüketiyor.   AGE Nedir? Advanced Glycation End-Products (A.G.E), ileri glikasyon son ürünleri demektir. AGE'ler birçok kronik hastalıkta önemli rol oynayan zararlı oksidatif bileşiklerdir. Vücudumuzda, şekerin yağ, protein ve hatta genetik materyalle glikasyon olarak bilinen bir süreçte birleşmesi sonucu ya da Yediğimiz besinlere bulunur. Yiyecekleri pişirme ve hazırlama yöntemleri AGE içeriğini değiştirir. AGE Nelerde Bulunur? Kuru Mamalarda AGE Var Mı? AGE, işlenmiş gıdalar başta olmak üzere ızgara, kızartma, kavurma gibi yüksek sıcaklıklarda pişirilen gıdalarda oluşur. Kedi kuru mamaları ve köpek kuru mamaları , segmentleri ve içeriğinde bulunan besin ögelerinin çeşitliliği ya da miktarı fark etmeksizin, üretimdeki, kuru mama olmasını sağlayan "kurutma" işlemi başta olmak üzere evreler gereği ultra (işlenmiş gıdalarının birleşiminin tekrar işlenmesi) işlenmiş gıdadır. AGE Nelere Neden Olur? Kuru Mama Kronik Hastalığa Neden Olabilir Mi? Vücut, AGE'lerin yalnızca bir kısmını yok etme kapasitesine sahiptir. AGE'ler zamanla dokularda birikerek oksidatif stresin ve iltihaplanmanın artmasına neden olurlar. Araştırmalar, yüksek AGE düzeylerinin kalp hastalığı, böbrek yetmezliği, diyabet, alzheimer ve erken yaşlanma yla bağlantılı olduğunu gösteriyor. Öte yandan, düşük AGE düzeylerinin, yara iyileşmesinin hızlanması, inflamasyonun ve oksidatif stresin azalması ve hatta daha uzun bir yaşam süresiyle bağlantılı olduğu ortaya çıktı. AGE'lerin kronik hastalıkların gelişiminde önemli bir rol oynadığı açıktır ve bu nedenle AGE düzeylerinin izlenmesi genel sağlığın önemli bir belirteci olarak düşünülmelidir. Yüksek Age Kaynakları Olan Kedi Kuru Mamaları ve Köpek Kuru Mamaları: AGE'ler, evcil hayvan gıdaları da dahil olmak üzere tüm gıdalarda doğal olarak değişen seviyelerde bulunur. Bu değişimi belirleyen maruz kaldığı ısıl işlem ve ısıl işleme maruz kalan gıdadaki tahıl miktarlarıdır. Ancak en yüksek seviyeler, işlenmiş gıdalarda bulunur. Bunlar da evcil hayvan maması endüstrisine tam olarak hakim olan yiyecek türleridir. Pişirme ve gıda üretimi sırasında kullanılan yüksek ısı, dehidrasyon ve ışınlama uygulamaları; şeker, yağ ve proteinler arasındaki kimyasal reaksiyonların çok daha hızlı gerçekleşmesine neden olmaktadır. Bu durum, özellikle adını da yüksek ısı ile kurutulmuş olmasından alan kuru mamalarda AGE oluşum düzeylerini önemli ölçüde artırır. Tahılsız kuru mamlarda AGE bulunur mu? Evet. Tahıllı kuru mamalarda AGE, tahılsız kuru mamalardan daha fazla mı bulunur? Evet AGE Kedi ve Köpek Kuru Mamalarında Sadece Kimyasal Tepkime Nedeniyle Mi Bulunur? Ne yazık ki, hayır. En az konuşulan konu da budur, çünkü ortada çok daha acı bir gerçek var. AGE'ler çok lezzetlidir ama içerik etiketlerinde bulunmazlar. Yiyeceklerin çıtır çıtır lezzetli kısımları aslında en yüksek AGE miktarını içerir. Bu nedenle üreticiler, hayvan mamalarının tadını, kokusunu ve rengini iyileştirmek için işleme sırasında doğrudan AGE'ler eklerler. Dr. Bartges, "Evcil hayvan mamalarında AGE'ler hakkında çok az şey biliniyor," diyor. Bir çalışmada 60 ila 70 köpek ve kedi mamasındaki ileri glikozillenmiş son ürünler ölçüldü (orijinal makale, kaynaklarda yer almaktadır) Dr. Bartges şöyle açıkladı: "Bulunan şey şu ki, ısıyla işlenmiş evcil hayvan gıdalarıyla beslenirken, köpekler i çin potansiyel AGE alımı, yetişkin bir insanın kilo bazında yiyebileceğinden yaklaşık 120 kat daha fazla ydı. Kediler in yetişkin bir insanın yiyeceğinden yaklaşık 40 kat daha fazla AGE tüketeceğini tahmin ettiler. Şimdi bunun köpeklerimizin veya kedilerimizin hayatı boyunca her öğünde, her gün olduğunu hayal edin. Köpekler ve kediler, her gün yedikleri evcil hayvan mamalarının ısıl işleme tabi tutulması nedeniyle, günlük bizlerin hayatında olduğundan çok daha fazla diyetsel AGE'lere maruz kalma potansiyeline sahiptir." Kedi-Köpek Mamalarındaki AGE'ler Neden İnsan Gıdalarındakinden çok daha kötü? Kısaca: Sadece işlenmiş değil, ultra işlenmişlerdir. Üstelik lezzetlendirilmek için AGE ile desteklenenler var ancak hangilerinin AGE ile lezzetlendirildiğini bilmemizin bir yolu yok. MARS Petcare araştırması şunları söylüyor: HMF, karbonhidrat içeriği yüksek ve protein içeriği düşük olan evcil hayvan gıdalarında daha yüksekti. HMF ayrıca CML (karboksimetillizin) ile de belirli bir oranda ortaya çıkar. CML, protein varlığında çoklu doymamış yağ asitlerinin metal katalizli oksidasyonu da dahil olmak üzere çeşitli yollarla oluşturulan başka bir AGE'dir. (Yani insanlar tarfından tüketilen konserve tüm ürünler için de durum benzerdir) Malzemelerin ısıyla ön işleme tabi tutulması AGE'leri artırır. Kuru mama ve konserve ürünlerde kullanılan içeriklerin çoğu ısıl işleme tabi tutulur. Proteinler ve yağlar ısıyla işlenir; nişastalar ısıyla jelatinleştirilir ve meyveler, sebzeler, proteinler ve süt ürünleri ısıyla kurutulur. Tüm bu işlenmiş, jelatinleştirilmiş ve suyu alınmış bileşenler, kuru mama ekstrüzyonu veya konserveleme işlemine konulduktan sonra, DAHA FAZLA ısı ve basınca maruz kalırlar. Konserve gıdalar, sterilize edilene kadar - kutunun merkezi 250 dereceye ulaşıncaya kadar ısıtılır, basınç altında 400 dereceye kadar işlenir, ardından ekstrüzyona tabi tutulur ve ısı altında kurutulur ve ardından lezzetli hale getirmek için ısıtılmış yağ püskürtülür. Ortalama kuru mama torbasındaki malzemeler dört ila altı kez ısıtılır. Tüm bu işlemler AGE'leri arttırmayı ve besleyici maddelerin yok olmasını beraberinde getirir. Peki AGE'ler Yaşlanmaya Nasıl Neden Oluyor? Proteine ​​bağlı ve serbest AGE'ler bağırsakta sindirim enzimleri ve bağırsak mikrobiyotası tarafından salınabilir. Bu AGE'ler salındıktan sonra, bağışıklık hücreleri üzerinde çeşitli reseptörlere bağlanarak bağırsağın mukozal bağışıklık sistemi ile etkileşime girer. RAGE (AGE Reseptörü) olarak adlandırılan reseptör de bu reseptörlerden biridir. Doğuştan gelen bağışıklık hücreleri bir yol (NF-kB olarak bilinir) aracılığıyla aktive edilir ve reaktif oksijen türleri (ROS) ve sitokinler üretir. (Sitokinler, iltihaplanma, enfeksiyon, travma ve toksinlere karşı hücresel tepkinin iletişimlenmesine ve modüle edilmesine yardımcı olan, doğuştan gelen bağışıklık hücreleri tarafından salınan hücre sinyal molekülleridir.) Bu aktivitelerin tümü T hücresi aktivasyonunu çarpıtabilir ve oksidatif strese, sistemik inflamasyona, erken yaşlanmaya ve çok çeşitli hastalıklara katkıda bulunabilir. Köpeğinizin ya da Kedinizin Tavuğa Alerjisi Mi Var? Belki Alerjiye Neden Olan Tavuk Teğil, AGE'lerdir AGE'lerin etkileri üzerine birçok ilginç çalışma var. Öne çıkan bazı çalışmalar bunun nedenini gösteriyor: Çapraz bağlı proteinler genel popülasyonda sindirilebilirlik, immünojenisite ve alerjenite sorunları gibi bir dizi soruna neden olur. Çünkü proteinler çapraz bağlandığında vücut onları tanımaz. Bu da alerjik reaksiyonlara ve bağışıklık sistemi fonksiyon bozukluğuna neden olabilir. Belki de kedinizin veya köpeğinizin gıda alerjisinin çözümü, diyetindeki AGE'lerin ortadan kaldırılmasıyla sağlanabilir. Proteinlerin çapraz bağlanması yoluyla şeker hastalarında da kollajenle ilişkili vasküler komplikasyonlara neden olur. Bu, AGE'lerin diyabetiklerde zayıf dolaşıma neden olur. Bağırsak geçirgenliğini artırır. Sızdıran bağırsak, vücudun her yerinde hastalığı başlatır ve sürdürür. Minerallerin biyoyararlanımını etkiler (vücudun bu besin ögesinden fayda sağlamasını engeller) – özellikle kalsiyum, fosfor ve demirin emilimini azaltır. İyi haber: AGE'leri Azaltmak İyileşmeyi Destekler Yaşlanan köpekler üzerinde yapılan çok sayıda çalışma, diyabet, katarakt, osteoartrit, nörodejeneratif köpek bilişsel işlev bozukluğu sendromu, vasküler işlev bozukluğu ve aterosklerozu olan köpeklerde AGE'lerin doku düzeylerinde artış olduğunu göstermiştir. Diyetteki AGE'ler kısıtlandığında bu koşullarda iyileşmelerin meydana geldiği gösterilmiştir. Ne Yapabiliriz? Kendi mamanızı evde yapmak ilk seçenek ve haftada birkaç saat ayırmanız yeterli. Ancak yine de bunun için yoğun olabilirsiniz ya da başka nedenlerle sizin için mümkün olmayabilir. En azından beslenmesinin %10'unu kapsayacak şekilde düşük glisemik indeksli, insan sınıfı, nazikçe pişirilmiş, tam ve dengeli bu mamayı uygulamayı deneyebilirsiniz. Bu da sizin için mümkün değilse kuru mama, konserve veya paket yaş mama ile oluşturulan beslenmenin %10 ila %20'sini taze, bütün, nişastalı olmayan yiyeceklerle değiştirmek de önemli bir adım olacaktır. Bu sürete doğal antioksidanlar kullanarak oksidatif strese karşı onu destekleyebilir ya da toksinleri detoksifiye etmek için özel olarak üretilmiş ürünlerle her ay 1 haftalık bir detoks yapmasını sağlayabilirsiniz. Kediler için pek de mümkün olmasa da köpekler için, bu beslenmenin %10'unu brokoli, ıspanak, lahana veya pazı gibi hafif buharda pişirilmiş koyu yapraklı veya turpgillerden oluşan yeşilliklerle değiştirebilirsiniz. Ev yapımı kedi maması tarifi için buraya Ev yapımı köpek maması tarifi için buraya tıklayıp inceleyebilir, hayatınızdaki patili bireyin damak zevkine göre, uygun besin ögeleri ile revize ederek de uygulayabilirsiniz. Doğa ile uyumun getirdiği sağlıkla, huzurla ve güvenle... Kaynaklar 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11

  • Uyku Sorunları İçin Çözüm Bu Kadar Kolay Olabilir Mi?

    Uykusuzluk, uykuya dalmada, uykuyu sürdürmede veya her ikisinde zorlukla karakterize edilen bir uyku bozukluğudur. Genellikle gündüz uykululuğuna, uyuşukluğa ve halsizlik hissine yol açmaktadır. Yatmadan önce yiyeceğiniz bir muz, deliksiz bir uykuya yardımcı olabilir. Yatmadan önce muz yemenin uyku kalitesini arttırdığına bireysel olarak şahit olan ekip üyelerimizden yola çıkarak yaptığımız bir araştırma ile bu fikrin bazı bilim insanları tarafından da öne sürüldüğünü ve birçok kaynakla desteklendiğini gördük. Çünkü muz, uykuyu ve rahatlamayı artırmaya yardımcı olabilecek bazı besin ögeleri içeriyor. Muzun İçerdiği ve Uyku Sorunları İçin Çözüm Olan Besin Ögeleri: Magnezyum: Çalışmalar, günlük 500 mg magnezyum takviyesinin melatonin üretimini artırabileceğini ve kortizol (stres hormonu) düzeylerini azaltabileceğini gösteriyor. Triptofan: Triptofan esansiyel bir amino asittir, yani vücudunuz onu üretmediği için onu muz ya da her zaman söylediğimiz gibi Spirulina gibi gıdalardan almamız gerekir. Potasyum: Kasların gevşemesini sağlayan potasyum daha rahat bir uyku için oldukça önemlidir. Bunun yanısıra düşük potasyum seviyeleri yüksek tansiyonu olan kişilerde uyku sağlığına çok daha olumsuz ekleyebilir. B6 Vitamini: Uykusuzluk üzerinde etkili olduğu bilinen önemli kaynaklardan birisi olan B6 vitamininin eksikliğinde ise insomnia yani uyuyamama hastalığı başta olmak üzere pek çok farklı sorun ortaya çıkabilmektedir. Dirençli Nişasta: Yararlı bakterilerin büyümesini ve aktivitesini uyarma, kısa zincirli yağ asitleri üretme gibi fonksiyonel özellikleri nedeni ile prebiyotik olarak kabul edilen bir nişasta türü olan dirençli nişasta, bağırsaklardaki bakteriler tarafından fermente edebilir. Pektin: Muz ayrıca meyve ve sebzelerde yaygın olarak bulunan ve bir tür çözünür lif olan pektin açısından da zengindir. Doğa ile uyumun getirdiği sağlıkla huzurla ve güvenle...

  • Game Changer (Oyun Değiştirici) Nedir?

    Zaman içerisinde bazı fikirler insanların yaşama biçimini, toplumların işleyişini ve hatta tarihin akışını değiştirdi. Bu fikirler, Ne olduğunu görebilen, Ne olabileceğini öngörebilen Bu durumdan çıkar elde etmeye değil, inandığı değişiklikleri yaratmaya kendini adamış kişiler ya da kurumlar tarafından hayata geçirilmiştir. Oyunun kurallarını değiştirenler, yaşam tarzımızı ve bakış açımızı değiştirebilecek bazen benzersiz, bazen de sıradan fikirler üzerinde kendi vizyonlarının, iradelerinin ve kişiliklerinin gücünü ortaya koyan insanlardır. Oyunun kurallarını değiştirenler, içinde yaşadığımız ortamı küçük ya da büyük ölçekte dönüştürecek değişikliklere öncülük edebilir. Kim? Oyun değiştirici oyunun kurallarını değiştiren ve işlerin yapılma şeklini önemli ölçüde değiştiren kişi veya şirkettir. Oyunun kurallarını değiştiren bireyler genellikle kişilik özelliklerini ve tutumlarını değişimi tetiklemek için kullanırlar. Oyunun kurallarını değiştiren şirketler, yeni ve yenilikçi ürün ve hizmetler, çalışma yolları, verimlilik, üretim yöntemleri ve pazarlama stratejileri ararlar. Oyunun kurallarını değiştirenler, onlara karşı çıkanların, sıkıntıların ve belirsizliğin üstesinden gelir. Oyunun kurallarını değiştiren biri ya da bir şirket olmak; zaman, kararlılık ve bağlılık gerektirir. Nasıl? Oyunun kurallarını değiştirenler; mümkün olanı, şu anda yapılmakta olanla karşılaştırır. Oyun değiştiriciler statükoda bir değişimi teşvik ederler. Takip ettikleri değişiklikler radikal olabilir ve başkalarının anlaması zor olabilir ya da etik ve ahlaki olarak mantıken beklenmesi gereken ama kimse tarafından uygulanmaması nedeniyle mevcut haliyle kabul görmüş de olabilir. İşte, oyun kurallarını değiştirenler: Eğer şirketse uygulamalarıyla, bireyse beklentilerine dair taleplerini vurgulayarak Yeni bir bakış açısı, Farkındalık ve Beklenti çizgisi yaratırlar. Bu nedenle oyunun kurallarını değiştirenler, Yeni kavramları harekete geçirebilen, Değişim arzusunu ve değişimi kabul etmeyi teşvik eden ve Değişimin kendisini yaratabilen kişi veya şirketlerdir. Oyunun kurallarını değiştirenler: Eğer bireyse, insanların neyi algıladığını ve nasıl yaptığını etkilemek için sıklıkla kişilik özelliklerini ve tutumlarını kullanır. Eğer şirketse, "rakiplerinden farklılaşma"yı amaç değil, araç olarak kullanırlar ve bu yolda iş yüklerini arttırarak kendilerini zorlayan beklentileri kendileri oluştururlar. Bu araç, rakiplerini de kendisi gibi olmaya ve böylece hitap edilen kitleye gerçek yararı sağlamaya hizmet eder. Genel olarak oyunun kurallarını değiştirenler: Başkalarının yapmadığı şeyleri arayıp görerek olayların gerçekleşmesini sağlar. Küçük veya büyük şekillerde yenilikçi olmaya çalışırlar. Daha da önemlisi, ısrarcı, kararlı, cesur, enerjik, vizyon sahibi ve çalışkan olarak aradıkları ilerlemeyi sağlayacaklarını bilirler. Hedeflerine ulaşmak için gerekli bilgi ve deneyime sahip olmadıklarını fark ederlerse bu bilgi ve deneyimi insanüstü gibi görünen bir çabayla elde ederler. Özetle: The Jamie Foxx Show'un 1998 yılında yayınlanan bölümüyle ünlenmiş, "Oyuncudan değil, oyundan nefret et," sözünün aksine oyun değiştiriciler oyunu oynamayı reddeder ve oyunculara, farklı bir oyunun mümkün olduğunu göstermeyi hedefler. Çünkü, Martin Seligman'ın söylediği gibi: İyi yaşam, yaşamın ana alanlarında her gün kendinize özgü güçlerinizi kullanarak mutluluk elde etmekten ibarettir. Anlamlı yaşam için, buna bir bileşen daha eklenmesi gerekir: Aynı güçlü yönleri; bilgiyi, gücü veya iyiliği ilerletmek için kullanmak. Doğa ile uyumun getirdiği sağlıkla, huzurla ve güvenle...

  • Spirulina - Aynanın İçinden

    Spirulina 4.5 milyar yaşındaki Dünya’nın yaklaşık 3.5 milyar yılında var olan, gezegenimizdeki en eski canlı organizmalardan birinin adıdır. Bu tür yosunlar, ilk insan benzeri türler Dünya’ya gelmeden çok önce, karbondioksit seviyelerini ve atmosferik oksijeni dengelemede çok önemli bir rol oynuyordu. Spirulina’nın faydalarını bilenleri takip ettiğinizde 1300’lü yıllara, Aztekler’e kadar uzun bir yol alırsınız. On altıncı yüzyılda İspanyol işgalciler Meksika’yı fethettiklerinde başkent Tenochtitlan’daki Meksika Vadisi'nde yaşayan Aztekler’in gölden “yeni yiyecek” topladıklarını keşfettiler. Hamile kadınlar, koyu renginin doğmamış bebeklerini büyücülerin gözünden gizleyeceğine inandıkları için Spirulina yerlerdi (Ciferri, 1983).* Bu rağbetlerinin sebebi -bebeklerini büyücülerin gözünden gerçekten gizliyor olması değilse- Spirulina’nın, kanıtlanmış onlarca yararı sayesinde o dönemlerde sıklığı kaçınılmaz olan düşükleri ve buna bağlı ölümlerini engelliyor olmasıdır. Diğer efsaneler de, Aztek haberci koşucularının maratonlarında spirulina kullandığını söylüyor. Bunun sebebi ise artık oldukça açık çünkü Spirulina’nın kas yorgunluğunu %77,8 azalttığı da kanıtlandı.** Peki yararları onlarca uluslararası üniversite tarafından yıllar süren çalışmalarla kanıtlanmış olan, Nasa’nın astronotların beslenmesinde kullanırken alternatif yaşam alanlarında yetiştirme projeleri sunduğu, FAO’nun geleceğin gıdası seçtiği Spirulina hakkında tedirgin olanlar neden tedirgin oluyor ve bu tedirginliklerinin doğruluk payı var mı? Cevaplara sondan başlayalım. Spirulina’nın Zararları Nelerdir? Spirulina bir gıdadır. Ancak içerdiği onlarca besin ögesi, bu sayede sunduğu onlarca fayda, üzerine yapılan onlarca araştırma, hakkında konuşan onlarca yetkili kuruluş nedeniyle onu bir gıda olarak görmekte zorlanıyor, bir ilaç gibi değerlendiriyor ve buna uygun sorular soruyoruz. Bu nedenle yanına bir hatırlatıcı koyalım ve bir gıda ile örneklendirerek ilerleyelim. Bu gıda da kereviz olsun. Kereviz, karaciğer temizleyici olarak bilinir. Düzenli olarak kereviz tüketmenin böbrek sağlığını korumaya ve karaciğer hastalıklarını önlemeye yardımcı olduğu herkesçe bilinir. A, B, C Vitaminleri ve demir bakımından zengindir. Bu yüzden aslında her gün küçük porsiyonlarla da olsa tüketilmelidir. Mümkün değilse haftalık rutinimizde kesinlikle yer almalıdır. Yılda bir kere yersek elbette yediğimizde vücudumuz vitaminlerini alır, yararını görür ancak karaciğerimizi temizlemesini beklemeyiz. Bunun için düzenli tüketmemiz gerekirdi. Ya da bir hafta her gün kereviz yedikten sonra karaciğerimizdeki herhangi bir sorunun yok olacağını ya da sonraki hafta bir sorun çıkmayacağını garantilediğimizi düşünmeyiz. Sağlıklı beslenmek, süreçtir. Geçilmelidir ve istikrar önemlidir. Yukarıdaki bu cümlelerin hepsi çok sıradan, tahmin edilebilir ve bize, aklımızda bir soruya neden olmayacak kadar net gelir. Bu cümleler kurulduğunda hepimiz, “Tamam,” deriz. Bir bölümümüz “Ben tadını pek sevmiyorum ama sağlık için elbette,” der. Sağlığına ve bedenine önem veren bir bölüm ise rutinine almıştır bile. Spirulina da karaciğer sağlığı için idealdir, tansiyonu dengeler, kan akışını düzenler, kansere karşı etkilidir, oksidatif hasarı büyük oranda azaltır, bağışıklığı güçlendirir, bağırsak sağlığını destekler, cilt sağlığını destekler, alerjilere karşı etkilidir, böbrekleri korur, stresi azaltır, antioksidan kaynağıdır, ağrıları hafifletir… Bunlar ve diğer birçok yararının her biri de kanıtlanmıştır. Ancak bu cümleler kurulduğunda, “Spirulina’nın zararları da varmış,” diye yükselen sesler duyarız. “Böbreklere zararlıymış, çocuklara zararlıymış, yan etkileri olabiliyormuş. İlaçlarla etkileşime girebiliyormuş. Ağır metal içerebiliyormuş. Bulaşana maruz kalabiliyormuş…” “Yepyeni bir yola adım atmak zordur” Maya Angelou Spirulina bizim için yenidir. Varlığı -kıyas götürmeyecek kadar- bizlerden eski de olsa varlığına olan bilgimiz bizler için çok yenidir. Ve bizim için yeni olana adım atmak kolay değildir. Örneğin sebze ve meyve yetiştirmede yanlış ve bilinçsiz kullanılan kimyasal gübreleme yönteminin sağlıksız gıdalara neden olduğunu hepimiz biliriz. Ancak kimse kerevizin ya da domatesin nasıl gübrelendiğine dair bilgi almaya çalışmaz, merak etmez, şekline bakıp hormon içerip içermediğini anlamaya çalışır çünkü yetiştirme yönteminin kendisi yeni ve endişe vericidir. Kereviz ya da domates, işte bildiğimiz kerevizdir, domatestir. Hepimiz su ürünleri alerjisi olanların balık yememesi konusunda hemfikirizdir ama kimse balık satanların karşısına geçip neden bir uyarı yazısı yazmadıklarını ya da uyarı yazısını daha büyük harflerle yazmaları gerektiğini de söylemez. Fıstığa alerjisi olan gruplar bulunur. Ama herkes fıstık alerjisi olanların bir gıdayı yemeden önce içinde fıstık olup olmadığını soracakları konusunda onlara güvenir. Ama Spirulina bizim için çok yenidir. Endişelerimizin çoğu doğruluk payı içermese de hissedilir ve bunu gidermenin yolu orijinal makaleleri okumaktan geçse de bizim için zaman alıcı ve meşakkatlidir. "Tüm zamanların en büyük keşfi, bir insanın yalnızca tutumunu değiştirerek geleceğini değiştirebileceğidir." Oprah Winfrey Kendimizden daha değerli kimse olmadığını çünkü kendimizden çok değer verdiklerimizin yanında olmak için kendimize ihtiyaç duyduğumuzu bilsek de bu nadiren çaba sarf etmemizi sağlar. Bunun yerine uzmanlığının kaynağını bilmediğimiz ama sevdiğimiz ya da sadece o anda karşımızda olan kişilerin, kaynağını nerden aldığını bilmediğimiz yazılarını okuruz ya da sözlerine kulak veririz. Ve karar verilmiştir. Artık sadece Spirulina’nın değil, tüm gıdaların en büyük riskinin yetişme koşulları olduğunu bilmekten uzağızdır. Yetiştiği koordinatlardan çok analizlerinin önemli olduğunu bilmekten de uzak olduğumuzdan analiz talep etmek yerine menşeini öğrenmek isteriz. Cevabı bir koordinata işaret eder, sorumuzun yanıtı bu değildir ama yeterli gibi gelir. Bağışıklığı güçlendiren bir gıdanın, bağışıklığını baskılaması gereken bir grup tarafından kullanılmaması gerektiğini, başı ve sonu kesilmiş ama tıklanma alacak cümlelerden öğreniriz ve bağışıklığımızı güçlü tutmak isteyen biz, endişeleniriz. Günde 2 litre su içilmesinin yaşamak için gerektiğini ama 6 litre su içmenin ölümcül sonuçları olduğunu biliriz. Ama yanlışlıkla 6 litreyi birden içeceğimizden endişelenmeyiz, suyu içeriz. Çünkü aksi bir tedirginliğin ya da tercihin enteresan olacağına eminiz. Ama tüm bir paketi 50 gram olan Spirulina’nın uzun süre düzenli olarak 50 gram kullanılması durumunda böbrekte taş oluşturması ihtimalini, başı ve sonu kesilmiş ama tıklanma alacak cümlelerden öğreniriz ve günlük porsiyonu olan 5-10 gramı hayatımıza alabilmek için çabalayan biz, uzun günler boyu günde yanlışlıkla 50 gramı birden tüketmekten ve böbreğimizde taş oluşturmasından endişeleniriz. Peki neden? Bunun en güzel örneği yakın tarihimizde yer alır ve neden tedirgin olduğumuz sorusunu tam bir ayna görevi görerek yanıtlar. Sağlıklı, fonksiyonel ve doğa için bir nefes olan Spirulina hakkında oluşan endişemizin bir aynası. Bir ayna olduğu için bu örnekte sağ olan sol, sol olan sağdır. Bundan 100 yıl önce, sigara içmek istememek endişe uyandırırdı. 1930'lara gelindiğinde, tütün şirketlerinin, sigaranın kansere yol açabileceğini kanıtlayan makaleler sunduğunuz için sizi şarlatan olarak nitelendirmeye hazır bir doktor ordusu vardı. Hatta 1940'larda, sigarayı teşvik etmek için doktorları kullanan böyle bir reklam görme olasılığınız da yüksekti. RJ Reynolds Tobacco Company'den 1946'da yayınlanan bir reklam. Ancak gerçek elbette, sonunda ortaya çıktı. 1960'lara gelindiğinde, sigara içmeye karşı kanıtlar daha da arttı. 1964'te ABD’de sigaranın sağlığa etkileri üzerine ilk rapor yayınlandı. Sigara içmenin akciğer kanseri ve bronşite neden olduğu sonucuna en sonunda, tıbbi literatürdeki 7.000'den fazla makaleden sonra varıldı. Bu makaleler elbette bir günde yayınlanmamıştı. Yıllardır ısrarla araştırılıyor, ispatlanıyor, yayınlanıyordu. Yıllarca, bariz olan anlatılmaya çalışılmıştı. Ancak zorluğa direnirken zevkli ve kolay olana yönelen insan tabiatımız buna inanmadı. Ta ki sigaranın yararlı olduğunu söyleyen yetkililer, zararlı olduğunu itiraf etmek zorunda kalana kadar. Çünkü o zamanki bizler için de küçük demeçleri incelemek, makale okumaktan çok daha kolaydı. Bu makaleleri yazanlar da elbette yine doktorlardı ama karşılarında hâlihazırda duran bir doktorun söylediği daha doğru olarak algılandı. Hangi konuda uzman olduğunun, kaynağının, karakterinin, karşısındakilerin ve onların niteliğinin önemi yoktu. Karşılarındaydı, basitleştiriyorlardı, kolaydı. Sigaranın tarihi bize kendimiz ve dünyaya bakışımız hakkında çok şey öğretti. Bugün Spirulina bir ilham ve yenilik kaynağıdır. Dünyanın dört bir yanındaki çiftçiler, Spirulina'yı sürdürülebilir, erişilebilir ve besleyici bir gıda kaynağı olarak yetiştirmek için çalışıyor. Astronotlar yiyor. Dünyanın dört bir yanındaki kuruluşlar, doğal bir gıda renklendiricisi olarak kullanıyor. Sulara ve havaya olan katkıları anlatılıyor. Bariz olan faydaları milyarlarca yıldır görülüyor, tekrar tekrar ispatlanıyor ve sağlık kaynağı olan bu doğal gıda yeni hayranlar toplayarak yol almaya devam ediyor. Doğa ile uyumun getirdiği sağlıkla, huzurla, güvenle...

  • 10 Adımda Kedinize Taşıma Çantasını Sevdirin

    Kediniz evinizi kendi kişisel alanı olarak gördüğünden, oradan ayrılmaya pek istekli değildir; özellikle de gidilecek yer bir veteriner kliniğiyse ve oraya gidip gelirken bir taşıyıcı çantada olması gerekiyorsa. Kedinizin veteriner ziyaretleri ve diğer gezilere ilişkin korkusu, onu kendi ortamında, kendi zamanında, bir taşıyıcıya alıştırılarak hafifletilebilir. Gerçek şu ki çoğu kedi, kendi topraklarından alınıp bilinmeyen yerlere götürülmekten muhtemelen asla hoşlanmayacaktır. Ancak kediniz taşıyıcı çantasını güvenli bir alan olarak öğrenebilirse, onu A noktasından B noktasına götürmenin içerdiği birçok stres etkeninden birini ortadan kaldırmış olursunuz. Kedinizin Taşıma Çantasını Sevmesi Neden Önemli? Bu Kadar ÇabayaNe Gerek Var? Kedinizle seyahatiniz sadece veteriner ziyaretleri için gerekiyorsa dahi kedinizin taşıma çantasını sevmesi önemlidir. Bunun en önemli nedeni ise hemen her hastalığın nedenleri arasında stresin de yer almasıdır. Kedinizin herhangi bir rahatsızlığına veteriner hekim ziyaretlerinin de sebep olduğu stresin de katkı sağlamasını ya da rutin ziyaretlerinizin bir soruna yol açmasını istemezsiniz. Bir diğer önemli neden ise afetlerdir. Hemen hemen her şehrinin deprem riski barındırdığı ülkemizde, acil bir durumda kalınması ve hayatımızdaki patili bireylerin de bu nedenle panik halinde olmaları durumunda güvenli alanlarına gelmekten mutluluk duymalarının oldukça önemli olduğunu artık ne yazık ki hepimiz biliyoruz. 1. Adım: Doğru Taşıma Çantasını Seçmek Taşıma çantasının boyutu, onun ayağa kalkıp dönebileceği kadar büyük ancak içeride kendini güvende ve emniyette hissedecek kadar küçük olmalıdır. Taşıma çantasının birden fazla yönden açılabilir olması gerekir. Hem üstten, hem önden hem de yanlardan açılan bir taşıma çantasına onu yerleştirmek de onun güvende hissetmesi de çok daha kolay olacaktır. Bunun yanı sıra pek çok uzman, sert (kalıplanmış plastik) taşıyıcıların araba yolculuğu için daha güvenli olduğunu düşünüyor çünkü emniyet kemerine (hava yastığının açılma tehlikeleri nedeniyle ön koltukta değil, arka koltukta olmalılar) üstteki koldan kaydırarak kolayca sabitlenebilirler. 2. Adım: Travma Hatırlatıcılarından Kurtulmak Hayatınızdaki patili birey geçmişte bir taşıyıcı çantayla olumsuz bir deneyim yaşadıysa "kötü" taşıyıcıdan farklı türde yeni bir taşıyıcı almak iyi bir fikirdir. 3. Adım: Ortamı Doğru Hazırlamak Taşıma çantasını eve götürdükten sonra, onu kedinizin bulunduğu ortamın kalıcı bir parçası haline getirmek önemlidir. Bu nedenle onu kedinizin vakit geçirdiği bir yere (yüksek yerleri sevdiklerinden) örneğin bir koltuk veya sandalye üzerine yerleştirin. Kediler sıcağı çok sevdikleri için, mümkünse taşıyıcıyı güneş ışığı alan bir yere veya bir ısı kaynağının yakınına (ama çok yakınına değil) yerleştirin. Yanlışlıkla kapanmamaları için kapılarının kapanmayacağından emin olun. Taşıyıcının içine kedinizin sevdiği bir örtü ya da sizin kokunuzun olduğu bir kıyafetle birlikte küçük bir yatak hazırlayın. 4. Adım: Doğru Tavır Kedinizi taşıyıcıyı incelerken ve özellikle de içeri girdiğinde onu övgüyle, severek ve ikramlarla ödüllendirin. Unutmayın, amaç yavaş yavaş onu taşıyıcıya alıştırmak ve orayı ziyaret etmekten hoşlanacağı bir yer haline getirmektir. 5. Adım: Doğru Koz Bir sonraki adım onu ​​yemekle baştan çıkarmaktır. Bu yüzden yemek tabağını taşıyıcıya yakın bir yere koyun. Eğer hâlâ tabağına gelmeyecek kadar şüpheleniyorsa, yiyebilmesi için tabağı yeterince uzağa taşıyın. Onu daha da baştan çıkarmak için yemeğinin üzerine sevdiği özel bir ödül mamasından az miktarda ekleyin. Bu mama kabından tereddüt etmeden yemeye başladıktan sonra, taşıyıcıya çok yakın bir yerde rahatlıkla yemek yiyene kadar her öğünde kaseyi biraz daha yaklaştırmaya başlayın. Daha sonra, mama kabını taşıyıcının hemen girişine, kedinizin, içeri adım atmadan mama yiyebileceği bir noktaya yerleştirin. 6. Adım: Küçük Kurnazlıklar Artık çıtayı yükseltmenin zamanı geldi. O yüzden kedinizin en sevdiği oyuncak ve ödül mamalarından birkaçını rastgele zamanlarda taşıyıcıya koyun. Buradaki fikir, taşıyıcıyı her gördüğünde hoş, eğlenceli ve lezzetli şeyleri de görmesi ve onu sevdikleriyle ilişkilendirmektir. 7. Adım: Küçük Hamleler Birkaç gün boyunca taşıyıcı girişinin hemen içine yerleştirilen mama kabından yemek yedikten sonra, kabı daha da içeri itme zamanı gelmiştir. Kedi yemek yerken tamamen içeride durana kadar, kabı her gün taşıyıcının birkaç santim arkasına doğru kaydırın. 8. Adım: Sabır Siz ve hayatınızdaki patili birey yukarıdaki adımların tümünü başarıyla tamamladıktan sonra, çok ama çok sabırlı olmanın zamanı geldi. Sabırla beklemeniz gereken şey, kedinizin taşıma çantasında takıldığını ve orada uyukladığını görmektir. Bu süreç birkaç hafta, hatta birkaç ay sürebilir; bu nedenle yiyecekleri, ödül mamalarını, oyuncakları ve diğer eğlenceli şeyleri taşıyıcıya koymaya devam ederken sabırlı olmanız ve taşıyıcıya her yaklaştığında ona bol bol övgüler yağdırmanız gerekir. 9. Adım: Denemeler Kediniz taşıyıcıda kendini evindeymiş gibi hissettiğinde, onu içerideyken çok kısa bir süreliğine kapıyı kapatmayı deneyin ancak hayatınızdaki patili birey endişelenmeden veya paniğe kapılmadan önce onu dışarı çıkardığınızdan emin olun. Her antrenman seansında taşıma çantasındaki süreyi yavaşça 30 saniyeden bir dakikaya kadar uzatın. Kedinizi üzmeden kapıyı uzun süre kapatabildiğinizde, onu kısa araba gezilerine götürerek veteriner kliniğinde durmayan hareketli bir arabanın taşıyıcısında olmaya alışmasını sağlayabilirsiniz. 10. Adım: Yumuşak Yüzleşmeler Hayatınızdaki patili bireyin, taşıma çantasında dinlenerek, oyun oynayarak ve yemek yiyerek vakit geçireceği noktaya ulaştığınızda, onu bir yere götürme zamanı geldiğinde, bu ikiniz için de travmatik olmamalıdır. Veteriner hekiminizle bunu görüşüp sahte bir randevu isteyin. Bu randevuda taşıma çantasıyla kliniğe gidip veteriner hekiminiz tarafından ilgi görüp hiçbir müdahale yapılmaksızın evinize dönün. Bu sahte randevuda gerildiğini görürseniz gerçek randevudan önce bir defa daha uygulayın. Gerçek randevunuzda ise, örneğin sabah 10:00'da randevunuz varsa ve kediniz sabah 9:00'da biraz uyumak için taşıma çantasına girdiyse, siz evden çıkmaya hazır olana kadar kapıyı kapatın. Kedinizle birlikte eve her döndüğünüzde, taşıyıcısını iyilik ile ilişkilendirmeye devam etmesi için başlangıçtaki gibi birkaç yemek, oyuncak ve ödül maması sağlamaya geri dönün. İdeal olarak, kediniz taşıyıcısını rahat ve güvenli bir alan olarak görecektir. Eğer hayatınızdaki patili birey uzun yıllardır bu travmayı yaşıyorsa, anksiyetesi varsa ya da kolay geri çekilen bir yapıya sahipse veteriner hekimizle her gerçek randevunuzdan sonra bir de sahte randevu ayarlayın. Referans Doğa ile uyumun getirdiği sağlıkla, huzurla ve güvenle...

bottom of page